Dijitalleşme ve Kullanıcıların Mülksüzleştirilmesi

Eylül ayının üçüncü cumartesi günü yazılım özgürlüğü günü (https://www.softwarefreedomday.org/) olarak kutlanıyor. Etkinliğin amacı özgür yazılım ve yararları hakkındaki farkındalığı artırmak ve özgür yazılım kullanımını yaygınlaştırmak. Yazılımdaki özgürlüğü, hem özgür yazılım hareketinin içinden hem de dışından birçok insanın yaptığı gibi GNU/Linux işletim sistemine indirgememek gerekiyor. Yıllar önce bilgisayar denilince akla ilk gelen sadece ev kullanıcılarının kişisel bilgisayarlarıydı. Kişisel bilgisayarları, dizüstü bilgisayarlar, akıllı telefonlar ve tabletler izledi. Bu süreçte, kullanıcıların bilgisayarla yaratıcı etkileşimi, bir diğer deyişle bilgisayarı, üreticinin öngörmediği veya öngöremediği biçimlerde kullanma olanağı zayıfladı. Günümüzde ise gündelik hayatta kullandığımız nesnelerin bilgisayarlaşmasına şahit oluyoruz. Artık “arabanız tekerlekli bir bilgisayardır; uçak kanatları olan bir bilgisayardır; saatiniz, çocuğunuzun oyuncağı, hatta kalp piliniz özünde bir bilgisayardır” (Perzanowski ve Schultz, 2016). Nesnelerin interneti bağlamında gündeme gelen akıllı cihazlar yine birer bilgisayardır. Bu nedenle bilgisayarlardaki yazılımın özgürlüğü, 27 Eylül 1983’te Richard Stallman’ın GNU (GNU is Not Unix) projesini duyurarak özgür yazılımın fitilini ateşlediği dönemden daha vazgeçilmezdir. Kişisel bilgisayarlarda kullandığımız yazılımların özgürlüğünü düşünmek GNU/Linux, LibreOffice, Mozilla gibi yazılımların başarısı dikkate alındığında artık daha anlaşılırdır. Buna karşın, araba, kalp pili, giyilebilir teknoloji ve mobil cihazlar gibi günümüz bilgisayarlarındaki yazılımların kaynak koduna sahip olunabileceğine, nasıl çalıştığının öğrenilebileceğine ve kodda değişiklikler yapılabileceğine ihtimal vermeyiz. Hatta çoğu insan bu cihazların içinde yazılım bulunduğunu bile unutmuştur. Ama aynı teslimiyet 27 Eylül 1983 için de geçerlidir ve o zaman da özgür bir işletim sisteminin olabileceğine pek ihtimal verilmemektedir.

Devamını Oku →

Büyük Beşli: Apple, Microsoft, Alphabet, Facebook ve Amazon

Teknoloji firmalarını heyecanla takip ediyoruz. Bill Gates’in söylediği gibi iki yılda neler yapılabileceği hakkında abartılı tahminler yapılsa da gelecek on yıl için hep düşük tahminlerde bulunuluyor. Dünya için birkaç bilgisayarın yeterli olacağını veya insanların evlerinde bir bilgisayar istemeleri için herhangi bir neden olmadığını düşünenler yanıldılar. On yıl sonra büyük veri, yapay zeka ve diğer alanlardaki araştırmaların sonuçlarının gündelik yaşamı nasıl etkileyeceği sorusuna yanıt vermek güç. Büyülenmiş gibi izliyoruz ve biz izlerken dünya değişiyor. Bir zamanlar internetin “Büyük Beşli”si olarak bilinen Apple, Microsoft, Alphabet (Google’ın ana şirketi), Facebook ve Amazon artık kapitalizmin Büyük Beşli’si olarak anılıyor. Büyük Beşli’yi takip eden IBM, Intel, Cisco gibi eski devlerin yanı sıra Airbnb, Tesla ve Uber gibi hızla büyüyen yeni şirketler de yenilikçi teknolojiler geliştirmede iddialı.

Devamını Oku →

İnternetten Film İndirmek Hırsızlık Mıdır?

Telif hakları, kapitalizmin doğuşu ve matbaanın yaygınlaşmasıyla beraber sahneye çıktı. Geçen yazıda anlatmaya çalıştığım gibi ilk ortaya çıkışından günümüze kadar kendiliğinden gelişen bir hak olmadı. Tanınmasında ve korunmasında devlet müdahalelerinin belirleyici bir rolü vardı. Ama sahnenin önünde hep sanatçılar vardı; telif hakkı deyince ilk akla gelen sanatçıların haklarıydı. Yasalar tek başına yeterli değildi ve telif hakları mağdur olan sanatçı söylemiyle meşrulaştırılıyordu. Ayrıca sanatçının mağduriyeti, eser sayısını azaltacağından bunun toplum için de bir olumsuzluk içerdiği iddia ediliyordu.

Devamını Oku →

İnternet’ten Önce Fikri Mülkiyet Hakları

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun çağın gereklerine göre güncelleneceğini duyurdu ve yasa tasarısını (http://www.telifhaklari.gov.tr/kanuntasarisi/resources/documents/5846-SAYILI-FIKIR-VE-SANAT-ESERLERI-KANUNUNDA-DEGISIKLIK-YAPILMASINA-ILISKIN-KANUN-TASARISI.docx) kamuoyunun görüş ve önerilerine sundu. Penguen dergisinin kapanacağını duyurmasıyla gelişen tartışmanın da gösterdiği gibi yasa, toplumunun birçok kesimini yakından ilgilendiriyor.

Devamını Oku →

Özgür Yazılım: Bir Son Mu Yoksa Başlangıç Mı?

Geçen yıl kasım ayında Alternatif Medya Derneği, Dmytri Kleiner’in Telekomünist Manifesto adlı çalışmasının Türkçe çevirisini yayımladı. Telekomünist Manifesto’nun özgün sürümünü http://networkcultures.org/publications/#netnotebook, Türkçe çevirisini ise http://sendika48.org/wp-content/uploads/2016/11/2016-telekomunist_manifesto_pdf.pdf (*) adreslerinden ücretsiz indirebilirsiniz. Kleiner (2016), çalışmasını manifesto olarak adlandırmasına karşın bunun “bütün bir kuramsal sistem, dogmatik bir inanç kümesi veya siyasal bir hareketin platformu anlamında bir bildirge” olmadığının altını çiziyor; başlangıç ve tanıtım amaçlı bir bildirge olduğunu belirtiyor. Manifesto, 2004-2008 yılları arasında Kleiner’ın kendisinin ürettiği ve üretimine katkıda bulunduğu, yeniden düzenlenen metinlerden oluşuyor.

Devamını Oku →

Bağlantıyı Kesme Hakkı

ABD’li eğitimci Marc Prensky’nin dijital yerliler adını verdiği, dijital teknolojilerle büyümüş kuşak için bu teknolojilerin olmadığı bir dünyayı hayal etmek zordur. Ancak dijital teknolojileri yaşamının ileri dönemlerinde kullanmaya başlayan dijital göçmenler için de durum çok farklı değildir; yeni bir ülkeye adım atan göçmenler gibi çeşitli zorluklar yaşasalar da dijital teknolojileri çok hızlı benimsemektedirler. Radyonun elli milyon kullanıcıya erişmesi otuz sekiz yıl almıştır. Televizyon için bu süre on üç yıl, WWW (World Wide Web – Dünya Çapında Ağ) içinse dört yıl olmuştur. Akıllı telefonlar ise sadece bir yıl içinde elli milyon kullanıcıya erişmiştir. Günümüzde internet erişimi temel bir insan hakkı olarak tanımlanmaktadır. Hatta hiper-bağlılar (hyper-connected) için Maslow’un gereksinimler hiyerarşisinin aşağıdaki gibi değiştiği ve kablosuz ağın her şeyden önce geldiği hakkında espriler yapılmaktadır (Genner, 2017).

Devamını Oku →

Enformasyon Savaşı: ABD, Çin ve Rusya

1979 yılının mayıs ayında Omni [1] dergisinde yayımlanan “Sibernetik Savaşlar” başlıklı makalede Jonathan V. Post, bilgisayarın gelecekteki savaşlarda üstlenebileceği rolü tartışmaktadır. Post’a (1979) göre sibernetik savaş, bilgisayar ve savaş amacıyla kullanılabilen teknolojik gelişmelerin (robotlar, lazerler, füzeler, akıllı bombalar vb) birleşmesidir ve Üçüncü Dünya Savaşı dönemine işaret etmektedir. 1993’te ise John Arquilla ve David Ronfeldt, “Siber savaş geliyor!” başlıklı makalelerinde (http://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/reprints/2007/RAND_RP223.pdf) siber savaşı, 21. yüzyılın yıldırım harekatı (blitzkrieg) olarak değerlendirirler. Arquilla ve Ronfeldt’nin makalesi, siber savaşı modern bir bakış açısıyla tartışan, siber savaşı basitçe ordunun ve silah sistemlerinin bilgisayarlaşması olarak görmeyen ilk çalışmadır. Bu yeni savaş türünün hem olumlu (daha ucuz, kansız ve daha az riskli) hem de olumsuz (uluslar için geçmiştekinden çok daha büyük bir tehdit) olabileceğini belirtirler.

Devamını Oku →

Nesnelerin İnterneti

20-23 Ocak 2016’da Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun ana teması Dördüncü Sanayi Devrimi’ydi. Dördüncü Sanayi Devrimi, hem dünyada hem de Türkiye’de 2016’nın en çok tartışılan konularından biri oldu. 2016 yılının mart ayında TÜSİAD, Sanayi 4.0 Raporu’nu yayımladı (http://www.tusiad.org/indir/2016/sanayi-40.pdf). Sonrasında da Sanayi 4.0 hakkında çok şey yazıldı ve bunun ülkemiz için önemli bir fırsat olduğu tekrarlanıp durdu. Hatta Türkiye’nin ilk bilgisayar mühendislerinden olan Erol Bilecik’in TÜSİAD başkanlığı Sanayi 4.0 ile ilişkilendirildi:

Devamını Oku →

İnternet Yaşamdır

ABD hükümetinin maddi olarak desteklediği bir sivil toplum kuruluşu olan Freedom House’un Freedom On The Net (Ağda Özgürlük) 2016 adlı raporu kasım ayında yayımlandı (https://freedomhouse.org/sites/default/files/FOTN_2016_BOOKLET_FINAL.pdf). Rapor 65 ülkeyi (dünyadaki tüm internet kullanıcılarının %88’ini) kapsıyor ve Haziran 2015’ten Mayıs 2016’ya kadar olan gelişmeleri değerlendiriyor. Raporda internet özgürlüğünün son altı yılda gerilediği, hükümetlerin şimdiye dek hiç olmadığı kadar sosyal medyayı ve iletişim uygulamalarını sansürlediği belirtiliyor. Hükümetler, özellikle hükümet karşıtı gösteriler sırasında enformasyonun hızlı yayılmasını önlemek amacıyla çeşitli yollara başvuruyorlar. Bir yandan sosyal medyaya erişim kısıtlamaları artarken diğer yandan da internet kullanıcıları yaptıkları paylaşımlar nedeniyle cezalandırılıyorlar. İçerik paylaşımının yanında Facebook’ta bir içeriği beğenmek veya başkalarının kendilerine gönderdiği mesajları ihbar etmemek bile soruşturma konusu olabiliyor. Örneğin, geçtiğimiz yıl Tayland’da bir işçi Facebook’ta kralın köpeğine hakaret ettiği gerekçesiyle askeri mahkemede yargılanırken Suudi Arabistan’da bir internet kullanıcısına ateizmi yaydığı gerekçesiyle 10 yıl hapis ve 2000 kırbaç cezası verilmiş. Ayrıca 2013’ten bu yana bu tarz tutuklamalar yapan ülkelerin sayısında %50 artış olduğu görülmekte. Rapora göre son zamanlarda sansürün teknik çapı genişledi. WhatsApp ve Telegram gibi uygulamalar da artık hükümetlerin hedefinde.

Devamını Oku →

Yemleme Nedir ve Oltaya Gelmemek İçin Ne Yapmalı?

Üniversitedeki ilk yılımdı ve öncesinde değil internet, Commodore 64’ü saymazsak bilgisayar bile kullanmamıştım. İnternet büyüleyiciydi. O zamanlar birçok öğrenci gibi boş vakit ve laboratuvarda boş bilgisayar buldukça internette dolaşıyordum. Bir gün laboratuvarın kalabalık olmamasından yararlanıp sol içerikli bir siteye bakarken bir e-posta geldi. E-postada “çeteci güçlerin” peşimizde olduğu ve dikkatli olmam gerektiği yazıyordu. Kullandığım teknolojiyi yeterince tanımıyordum. Sistem yöneticilerinin kimin, ne zaman, hangi sitelere girdiğini bilebildiğini tahmin edebiliyordum ama “Zeki Müren de bizi görecek mi”de olduğu gibi ziyaret edilen sitenin sahibinin ziyaretçiye erişip erişemeyeceğini ya da ziyaretçi hakkında hangi verileri elde edebileceğini bilmiyordum. Birkaç saniyelik bir paniğin ardından, nasıl yaptığını anlamasam da e-postanın laboratuvara beraber geldiğim arkadaşım tarafından gönderilmiş olabileceğini tahmin ettim. Ona döndüğümde sırıtıyordu. E-postanın gönderen kısmını değiştirip ziyaret ettiğim siteden gönderildiği izlenimi yaratarak beni yemlemiş ama yemi yutmamıştım. Belirttiğim gibi teknik bilgim son derece sınırlıydı. Yemi yutmamamın nedeni çok uyanık olmam da değildi. Nitekim bu olaydan yıllar sonra, yemleme (phishing) saldırıları hakkında bilgim olmasına karşın yemi yuttuğum da oldu. Neyse ki hemen ardından ayılarak gerekli önlemleri aldım. İtiraf etmek gerekirse arkadaşım mesajı daha özenli yazmış olsaydı, örneğin o zamanki Susurluk haberlerinden etkilenerek yazdığı “çeteci güçler” yerine oligarşi, faşist diktatörlük vb ifadeler kullanmış olsaydı daha inandırıcı olacak ve belki oltaya gelecektim.

Devamını Oku →