Bildiğimiz sosyal bilimlerin sonu mu?

Abdurrahman Dilipak’ın bir konferansta söylediği sözler sosyal medyada alay konusu oldu. Dilipak, kredi kartı harcamalarımızın analistlere çok önemli ipuçları sunduğunu söylüyor ve insanları buna ilgisiz kalmamaları konusunda uyarıyordu. Dilipak’ı sosyal medyada alay konusu yapan ise verdiği örnekti [1]:

…kırmızı renk otomobil alan kadınlar genellikle üniversiteli kadınlardır. Kırmızı renk otomobil alan kadınlar sert sigara kullanıyorlar, içki kullanıyorlar. Bu kadınlar evlenemiyorlar ya da evliliklerini sürdüremiyorlar. Bu kadınlar kavgacı çok kaza yapıyorlar ve CHP’ye oy veriyorlar.

Dilipak’ın bu analizinin hangi veriye dayandığı veya nasıl yapıldığı hakkında bilgim yok. Ama son derece ciddi, alaya alınmaması gereken bir örnek. Belki trafik polisi, “Bu kırmızı arabanın sürücüsü kesin CHP’lidir.” diye arabayı durdurmayacak ama kasko şirketleri bu analizden faydalanacaklar. Dilipak konuşmasına komplo teorileriyle devam ediyor. Zaten büyük veri söz konusu olunca konuşma ister istemez 1984’e gidiyor. Ancak 1984’ün ve gözetimin de ötesinde bir durum var. Şimdi sosyal bilimlerde son derece sınırlı gözlem ve veriyle elde ettiğimiz sonuçları ve kurduğumuz teorileri de yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Geçen sayıda, Pentland’ın sosyal fizik çalışmalarından bahsetmiştim. Pentland’ın iyimserliğinin aksine büyük veri çalışmalarının (özellikle mülkiyet sorunu nedeniyle) şu anki şartlarda karamsar bir tablo çizdiğini düşünüyorum. Temel sorun, sosyal fizikten elde edilen ya da edilebilecek bilginin yanlış olmasından çok gerçeğe daha yakın olması ve bu bilgiye sadece ayrıcalıklı bir kesimin erişebilmesi. Sosyal fiziğin ipuçlarını verdiği gibi sosyal bilimler, artık bildiğimiz sosyal bilimler olmayacak. Çok yakın bir zamanda, Taylor’un endüstri mühendisliğinin temelini oluşturan bilimsel yönetim ilkelerinin benzerlerini sosyal bilimlerde, tıpta, yönetim bilimlerinde göreceğiz.

Pentland sosyal fiziği, enformasyon ve fikir akışı ile insanların davranışı arasındaki güvenilir matematiksel bağlantıları araştıran nicel bir sosyal bilim olarak tanımlar. Sosyal fizik, fikirlerin sosyal öğrenme mekanizması ile insandan insana nasıl aktığını ve bu fikir akışının toplumsal normların oluşumunda, üretkenlikte ve yaratıcılıkta nasıl bir rol oynadığını araştırır. Geleneksel fiziğin enerjinin harekete dönüşümünü incelediği gibi sosyal fizik de fikir ve enformasyon akışının davranışa dönüşümünü inceler.

Sosyal fiziğin temelinde büyük veri vardır. Sosyal fizik çalışmaları yaşamı sürekli gözlemlenebilen bir laboratuvar olarak görür. Pentland, tanrı gibi her şeyi görebilen bir gözümüzün olması durumunda toplumun nasıl işlediğini anlayabileceğimizi ve böylece problemlerimizi çözmek için gerekli olan adımları atabileceğimizi savunur. Pentland’ın aşağıdaki grafiği geleneksel sosyal bilim araştırmalarıyla sosyal fizik araştırmaları arasındaki farkı göstermektedir. Bu grafiğe göre y ekseninde kişilerden toplanan veri zenginliği ve x ekseninde de gözlem süresi bulunmaktadır. Günümüzdeki bir çok sosyal bilim araştırması sınırlı sayıda insanı sınırlı bir süre içinde gözlemleyerek insan davranışlarını ve toplumsal ilişkileri yorumlamaktadır; 1 noktası bu geleneksel sosyal bilim araştırmalarını temsil etmektedir. 2 noktasında ise Roger Barker [2] ve Herbert Wright tarafından, 1947 ile 1972 arasında 2000’den az nüfuslu bir kasabada gerçekleştirilen psikoloji araştırmaları vardır. 3 noktası da yine geniş bir zaman diliminde yapılan kalp sağlığı araştırmasını göstermektedir [3]. Her iki araştırmadaki geniş zaman dilimi seyrek rastlanılan bir durumdur. 4 noktası ise son 10 yılda sosyal medya firmalarından ya da cep telefonu sahiplerinden elde edilen geniş veri kümeleri üzerinde gerçekleştirilen analizlerdir. Bu analizler, geniş bir zaman diliminde fakat sınırlı değişkenler ile yapılmaktadır. 5, 6, 7, 8 ve 9 noktalarında ise sosyal fizik araştırmaları yer almaktadır. 5 noktasında Pentland’ın Hakikat Madenciliği diye adlandırdığı çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma 9 ay boyunca iki farklı üniversitedeki yüksek lisans öğrencilerinden konum, kişiler arası yakınlık, telefon kullanımı gibi veriler toplanarak yapılmıştır. Çalışma 330 bin saatlik insan etkileşimi içermektedir. 6 noktasında gösterilen Sosyal Evrim çalışması bir üniversite yurdunda gerçekleştirilmiş ve 9 ay boyunca öğrencilerden akıllı cep telefonları ile konum, kişiler arası yakınlık, iletişim gibi verilerin yanı sıra politik görüş ve sağlık ile ilgili veriler toplanmıştır. Bu çalışma 500 bin saatlik niteliksel gözlem içerir. 7 noktasında yer alan Arkadaşlar ve Aile başlıklı çalışmada 1,5 milyon saatlik gözlem yapılmıştır. Bu gözlem, sosyal medya kullanımı, alışveriş, telefon kullanımı, konum, kişiler arası yakınlık, uyku gibi verilerden oluşur. 8 noktasında özel hazırlanmış cihazlarla bir iş yerindeki beyaz yakalılar üzerinde yapılan araştırma gösterilmektedir. Bir aylık sürede çalışanlardan her 16 milisaniyede bir konum, kişiler arası yakınlık ve vücut dili verileri toplanmıştır. 9 noktası da Fildişi Sahili’nin nüfusunun tamamını kapsayan bir araştırma ile ilgilidir. 10 ise henüz gerçekleşmemiş ama dünyanın gittiği yeri göstermektedir. Dünya, insanın her davranışının yıllarca gözlemlenebildiği canlı bir laboratuvara dönüşmektedir.

Sosyal Fizik Araştırmalarının Farkı
Resim-1

Pentland, lenslerdeki gelişmenin teleskop ve mikroskop yapımının önünü açarak astronomiyi ve biyolojiyi ilerletmesi gibi sayısal bilgi kırıntılarının sosyal fiziğin sağladığı lenslerle analizinin de sosyal bilimlerde yeni bir dönem başlatacağını iddia eder. Günümüz sosyal bilimi, laboratuvar araştırmalarına ve anketlere dayanır. Gerçeklik daha çok ortalamalarla ve sterotiplerle anlaşılmaya çalışılır. Fakat tüm bunlar hayatın karmaşıklığını açıklamakta yetersizdir.

Sosyal fizik araştırmaları, yaşamın tamamını bir laboratuvar olarak görüp onu kendi olağan akışı içinde gözlemlemeyi tercih eder. İnsanların davranışını anlamak için çeşitli kaynaklardan elde ettiği verileri toplar ve onları ilişkilendirerek bütünsel analizini yapar. Pentland’ın analizlerinde faydalandığı başlıca kaynaklar şunlardır:

  • Araştırmada yer alan kişilere uygulanan, öz algıları, grup ilişkileri, etkinlikleri, ruh durumları, uyku düzenleri vb hakkında sorular içeren anketler
  • Kredi kartı kullanımları ve faturalar
  • Sayısal sosyal medya uygulamaları
  • Sayısal algılama platformları

Sayısal algılama platformları bu kaynakların merkezinde yer alır. Pentland ve öğrencileri, kendi ürünleri olan iki teknolojiden (sosyometrik kimlik kartı ve akıllı telefonlar için geliştirilen funf adlı yazılım) faydalanarak insanların hareketlerini, davranışlarını ve birbirleriyle olan etkileşimlerini gerçek zamanlı takip ederler.

Sosyometrik kimlik kartları (bkz. Resim-2), daha çok iş yeri araştırmalarında tercih edilmektedir. Taylor’un bilimsel ilkelerinde olduğu gibi sadece üretim sürecinin kendisiyle ilgilenilmez. Yüz yüze iletişim ve telefon konuşmaları da takip edilmesi gereken etkileşimlerdir. Çalışanların boyunlarına astıkları sosyometrik kimlik kartındaki alıcılarla, konum, vücut dili ve çalışanın yakınında kimlerin olduğu, bu kişilerle konuşup konuşmadığı kaydedilip takip edilmektedir. Buna karşın, konuşmalarının içeriği ya da görüntüleri özel hayat ihlali olacağı gerekçesiyle kaydedilmemektedir. Bu cihaz yardımıyla, kişisel enerji düzeyi, vücut dilindeki empati ya da dışa dönüklük miktarı ölçülebilmektedir (bkz. www.sociometricsolutions.com ):

funf
Resim-2

 

Akıllı telefonlarda kullanılan funf uygulaması (http://www.funf.org/) ise daha geniş alana yayılan araştırmalarda kullanılmaktadır. Funf ile telefon kullanıcılarından çok çeşitli veriler toplanabilmektedir: konum, hız, arama ve sms logları, cep telefonunda kurulu ve çalışan yazılımlar, webdeki gezintiler, pil ve ekran durumu, telefonda kayıtlı kişiler, telefonun hareketleri.

Pentland’ın canlı laboratuvar araştırmalarından elde ettiği sonuçlar ilk başta bir hayal kırıklığı yaratır. Çünkü biz zaten üzümün üzüme baka baka karardığını ya da bir insanın arkadaşlarına bakarak onun kim olduğu hakkında yorumlar yapabileceğimizi biliriz. Bunun için sosyometrik kimlik kartlarına da akıllı cep telefonlarına da gerek yoktur. Bilgisayar icat edilmeden çok daha önce atalarımız kendi deneyimleriyle bunu öğrenmişlerdir. Ancak anlamak Pentland için sadece birinci adımdır. Asıl hedefi üzümün kararışını yönetebilmek ve arkadaşlarına bakarak bir bireyin, grubun ya da genel olarak toplumun sonraki davranışlarını tahmin edebilmektir. Böylece savaşların ve finansal krizlerin önlenebileceğini, kaynakların daha verimli kullanabileceğini, salgın hastalıkların yayılmasının engellenebileceğini düşünmektedir.

Sosyal fiziğin çalışma konusu fikirlerin akışıdır ve yukarıdaki iki teknolojinin ana amacı da bu akışı izleyebilmektir. Fikirlerin akışı iki boyutta incelenir. Birinci boyut, ilişkilenmedir (engagement). İlişkilenme, bir akran (peer) grubu içinde davranışsal normların gelişimi ve bu normların sosyal baskıyla uygulanması sonucunda oluşan sosyal öğrenmedir. Sosyal öğrenme hem başkalarının davranışlarını gözlemleyerek veya hikayelerini dinleyerek yeni stratejiler öğrenmeyi hem de tecrübe ve gözlemle yeni düşünceler elde etmeyi içerir. İkinci boyut ise keşiftir (exploration). Keşif, farklı sosyal ağlar inşa ederek ya da araştırarak yeni ve potansiyel olarak değerli fikirler arayıp bulma sürecidir.

Fikirler, virüs gibi yayılır. Hasta biriyle karşılaştığımızda hastalığa yakalanma olasılığı ortaya çıkar. Virüse sahip ne kadar fazla insanla temas edilirse bu olasılık o kadar artar. Virüsün vücudumuzda etkili olabilmesi ise bağışıklık sistemimize bağlıdır. Fikirler ve bunların kişiler üzerindeki etkisi de böyledir. Eğer çevremizde herhangi bir fikri taşıyan çok kişi varsa bu fikirlere maruz kalma olasılığımız daha fazladır. Fikrin etkisi kişinin o fikre karşı duyarlılığı ile de ilgilidir. Bu duyarlılık, rol modelle hedef kişi arasındaki güven ilişkisi ve yeni fikrin kişinin daha önceki davranışları ile tutarlılığı gibi etkenlere bağlıdır. İnsanlar ne yapacaklarını bilemedikleri zamanlarda daha çok başkalarına bakarak ne yapacaklarına karar vermeye çalışırlar.

Yapılan araştırmalarda obezite, sigara kullanımı gibi sağlıkla ilgili alışkanlıkların sosyal çevreyle yakından ilişkili olduğu gözlenmiştir. Resim-1’de 3 noktasında belirtilen araştırma da obezitenin ve mutluluğun insanlar arasındaki sosyal etkileşimle ilgili olduğunu göstermektedir. Fakat bu araştırmaların temel zaafı, sınırlı bir çevrede ve eksik bilgiyle gerçekleşiyor olmalarıdır. Çoğu zaman veriler geriye dönüktür. Kişinin geçmişine dair anlatıları hafızasıyla sınırlıdır ve bunun sonucunda araştırma kapsamında toplanan veride kesintiler vardır. Bu bağlamda, Pentland ve öğrencileri tarafından bir öğrenci yurdunda bir yıl süreyle yapılan Sosyal Evrim Çalışması, geleneksel sosyal bilimlerdeki araştırmalarla sosyal fizik araştırmaları arasındaki farkı ortaya koyması açısından önemlidir. İnsanların birbirlerine etkisinin ve bireylerin yeni fikirlere açıklığının fikirlerin yayılmasını öngörebilmede kritik parametreler olduğunu sosyal fizik olmadan da görebiliriz. Peki bu iki parametreyle oynamak ağı nasıl etkileyecektir? İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimi çok sayıda değişken üzerinden inceleyen ve bunu görselleştiren sosyal fizik olmadan böyle bir deneye girişmek zordur.

Sosyal Evrim Çalışması’na katılan öğrencilere, hem yakın arkadaşlarıyla hem de tanıdıklarıyla olan sosyal etkileşimlerini izleyebilmek için akıllı cep telefonları verilir. Araştırmada 500 bin saatlik veri toplanır; bunun yanında öğrencilerle düzenli olarak yüz yüze görüşmeler ve anketler yapılır, öğrencilerin kiloları ölçülür, telefon aramalarına (kimlerle görüşüldü) ve mesajlarına yönelik kayıtlar incelenir. Yüzlerce gigabyte veri toplanarak alışkanlıkların nasıl ortaya çıktığı sorgulanır. Araştırma sonucunda, kilo alan bireylerin kilo alan akranlarıyla daha sık karşılaştığı, kilo verenlerle pek fazla rastlaşmadığı, yakın arkadaşlarda görülen kilo değişimin ise belirgin bir fark yaratmadığı gözlenir. Etkinin doğrudan ya da dolaylı olması büyük bir fark yaratmamıştır. Hatta başkalarının davranışını gözlemek ya da kulak misafiri olmak gibi dolaylı etkileşimler davranış üzerinde daha etkili de olabilmiştir. Ayrıca etkileşimlerin uzun süreli ve ayrıntılı olarak izlenmesi doğrudan ve hızlı sonuçları olmayan etkileşimlerin de davranışlar üzerinde yarattığı değişimin gözlenebilmesine olanak vermiştir. Öğrenciler arasındaki ilişkileri sayısallaştırarak (kim kiminle ne kadar süre beraberdi, kimlerle kaç dakika görüşüldü, kişiler arasındaki mesajlaşma sayısı, kişiler arasındaki fiziksel yakınlıklar, yakınlıkların süresi vb.) nicel ve zamanla senkronize tahminlerde bulunulabileceğini söyleyen Pentland sonraki adımı atar ve ilişkiler ağında yapılacak düzenlemelerle insan davranışlarının da değiştirilebileceğini savunur.

Pentland’ın bir sonraki sorusu ise seçmenlerin kararlarının nasıl oluştuğudur. Seçmenlerin kararlarında içinde bulundukları ve maruz kaldıkları fikir akışı ne kadar etkili olmaktadır? Yine dağıtılan akıllı telefonlar aracılığıyla insanların nerede, kimlerle, ne kadar süre bulunduğu ve kimlerle görüştüğü araştırılır; politik görüşlerini sorgulayan anketler yapılır. Aynı fikirlere daha çok maruz kalma sonucunda kişilerin düşüncelerinde daha aşırı noktalara savrulduğu, bu savrulmanın birinci sınıflarda daha kuvvetli olmakla beraber üst sınıflarda da belirgin olduğu, 2008 ABD Başkanlık Seçimleri’nde siyasetin gündemi daha çok işgal etmesiyle beraber öğrencilerin daha çok kendi görüşlerine yakın insanların bulunduğu mekanları tercih etmeye yöneldiği gözlenmiştir. Pentland bu durumu Nobelli psikolog Daniel Kahneman’ın sözleriyle açıklar:Hangi fikir akıntısında yüzeceğimiz kişisel tercihimizdir; ama tercihimizi yaptıktan sonra bilinçaltımız, davranışlarımızı ve düşüncelerimizi içinde yüzmeyi tercih ettiğimiz bu fikirlere göre biçimlendirilir.

Pentland ve arkadaşlarının bir diğer araştırma konusu ise merakın ve ilgi alanlarının kişisel tercihlerden mi yoksa etrafımızı saran insanlardan mı kaynaklandığıdır. Arkadaşlar ve Aile adlı çalışmalarında genç ailelerden oluşan bir toplulukta akıllı telefon uygulamalarının benimsenmesini araştırırlar. Bunun için katılımcılara, kimin kiminle mesajlaştığını ya da görüştüğünü, sosyal ağlardaki faaliyetlerini, kimlerle yüz yüze görüştüğünü ve nerelerde zaman geçirdiğini, indirdiği uygulamaları kaydeden akıllı telefonlar verilir. Akıllı telefonlardan elde edilen 1,5 milyon saatlik bilginin yanı sıra kişiler arası davranış örüntüleri toplanır ve kişilerin eğilimlerini, düşüncelerini, kişiliklerini vb. özelliklerini inceleyen yüzlerce anket yapılır. Uygulamaların indirilmesinden yola çıkılarak, bunun kişisel tercihle mi reklamlarla mı yoksa çevre etkisiyle mi gerçekleştiği sorusu araştırılır. Standart sosyolojik yaklaşımla yaş, cinsiyet, din, meslek gibi ortak özellikler ile bir uygulamayı indirme eğilimi arasındaki ilişki sorgulandığında tahminlerde %12’lik bir başarı elde edilir. İnsanların tüm etkileşimleri (yüz yüze görüşmeler, telefon kayıtları, tesadüfi karşılaşmalar, sosyal medya) dikkate alındığında başarı oranının dört kat daha arttığı gözlenir.

Pentland’ın sosyal fiziğinde Kahneman’ın hızlı ve yavaş düşünme ayrımı önemli bir yer tutar. Hızlı düşünme daha çok sezgilerle ve alışkanlıklarla gerçekleşir. Çoğunlukla bilinçsiz ve otomatik gerçekleşirken yavaş düşünce bilinçli ve muhakemeye dayanır. Kahneman’ın bu ayrımı, özgür irade ve toplumsal etkiler arasındaki tartışmaya da farklı bir boyut getirir. Kahneman’a göre toplumsal etkiler hızlı düşünmeye dayalı hareketlerimizde belirleyiciyken özgür irade kendini yavaş düşünmede gösterir. Hızlı düşünme gündelik hayatımızdaki eylemlerin çoğunu belirlemesine rağmen kritik kararlarımızı yavaş düşünmeyle oluştururuz. Pentland’ın sosyal fiziğinin temelini de alışkanlıklarla belirlenen hızlı düşünme oluşturur. Alışkanlıklar, kendi deneyimlerimiz sonucunda ve başkalarını gözlemleyerek oluşur. Sosyal ağlarda belirli fikirlere maruz kalmak; bu maruz kalmanın miktarı, süresi ve sürekliliği yeni alışkanlıklar edinmede ve var olan alışkanlıkların değişiminde belirleyicidir.

Pentland’ın sosyal fiziği de hızlı düşünme ve dolayısıyla ağlardaki fikir akışının davranışları biçimlendirmedeki rolü üzerinedir. Ama yukarıda da belirttiğim gibi Pentland’ın amacı yalnızca anlamak değil, ağ ilişkilerine müdahale de edebilmektir. Böylece ağ ilişkileri verimlilik ve inovasyon için yeniden yapılandırılabilecektir.

Pentland’ın bir çağrı merkezindeki araştırmasında olduğu gibi ağ ilişkilerindeki ufak bir değişim bile verimliliği artırabilmektedir. Çağrı merkezlerinde verimliliğin en önemli ölçüsü sorunlara ne kadar hızlı çözüm bulunabildiğidir. Pentland’ın üzerine çalıştığı çağrı merkezinde insanlar gruplara ayrılmış olup her seferinde gruplardan sadece birer kişi mola vermektedir. Yönetim, aynı grup içinde çalışanların birbirlerinden öğrenebilecekleri şeylerin sınırlı olduğunu düşünmektedir. Pentland ve arkadaşları, sosyometrik kimlik kartlarıyla yaptıkları araştırma sonucunda gruptaki herkesin aynı anda mola vermesinin ve grup içi etkileşimin artmasının daha verimli olabileceğini hesapladılar. Gerçekten de molalar aynı zamanda verildiğinde sorunları çözüm hızında kayda değer bir artış oldu. Şirketin tüm çağrı merkezi birimleri buna göre yeniden örgütlendiğinde yıllık 15 milyon dolar kar elde edilebilecekti.

Pentland’ın şirketlerde sosyometrik kimlik kartlarıyla yaptığı çalışmalarda bazı sorunlar da su yüzüne çıktı. Bu kimlik kartları kullanılarak insanların şirket içindeki konuşmalarından, vücut dillerinden, e-postalarından şirket içindeki fikir akışı ile ne kadar ilişkilendiği tespit edildi. Verimli gruplarla verimsiz gruplar karşılaştırıldı. Karşılaştırma sonucunda üyeleri arasında fikir akışının yoğun olduğu çalışma gruplarının şirketlerde daha başarılı olduğu gözlendi. Başka bir iş yerinde ise şirketin farklı birimlerinde iç etkileşimin yoğunluğuna karşın bazı birimler arasındaki fikir alışverişinin (fikir keşif sürecinin) zayıflığı tespit edildi. Ayrıca dışarıdan içeriye düşünce akışının fazla olduğu grupların şirketlerde daha inovatif olduğu gözlendi.

Sosyal fizik, daha kesin hesaplamaları ve çok farklı çalışma alanlarına uygulanabilir oluşuyla Taylor’un bilimsel ilkelerini aşacaktır. Sosyal fiziğin cüreti bununla da sınırlı kalmamaktadır. Pentland, kaynak ve erişim hakkı üzerine kurulu olan şehir politikalarının yerini kendini düzenleyen ve vatandaşların ihtiyaçlarına göre şekillenen şehir sistemlerinin alacağını düşünmektedir.

Günümüzde şehir verisinin en önemli kaynağı cep telefonlarıdır. Gelişen teknolojiyle ve cihazların daha çok alıcıyla donanmasıyla beraber hem veri miktarı hem de çeşitliliği hızla artmakta, insan davranışını modelleme teknikleri giderek daha detaylı ve hatasız hale gelmektedir. Şimdiye kadar hükümet servisleri ve birçok ticari faaliyet pahalı ve sınırlı olan demografik veriye dayanırken şimdi özellikle cep telefonlarından elde edilen sayısal bilgi kırıntılarıyla insanların nerede çalıştığı, yemek yediği, nerelere seyahat ettiği, işe giderken hangi rotayı izlediği anlık olarak takip edilebilmektedir. İnsanlar, davranışlarının kişisel tercihleri ile ilgili olduğunu düşünürler. Ancak sosyal fizik araştırmaları belirli davranış örüntüleri içinde olan, benzer iş yerlerinde çalışıp aynı yerlere seyahat eden, hafta sonlarını benzer etkinliklerle geçiren gruplar olduğunu gösterir. Bu gruplar içinde etkileşim yüksek olduğundan sosyal öğrenme de buna paralel olarak gerçekleşmektedir. İnsanlar farkına varsın ya da varmasın belirli bir fikir havuzunun içinde yüzmekte ve buna bağlı normları içselleştirmektedir.

Pentland’a göre sosyal fizik şehir trafiğini düzenlemek için kullanılabilir. GPS verilerinden trafik tıkanıklıkları aşılabilir ya da kazalar önlenebilir. Örneğin bulunduğu güzergahta normalden hızlı ilerleyen sürücüler daha dikkatli sürmeleri konusunda uyarılabilirler.

Sosyal fizik salgınların yayılmasını da engelleyebilir. Salgınlar konusunda şöyle bir varsayım vardır: İnsanların hareketleri ve davranışları hastalık boyunca da değişmez. Oysa sağlık verileri bunun tam tersini gösterir. Google’ın grip tespitinden çok daha gelişmiş ve gerçeğe yakın analizlerle grip salgınları iki yoldan kontrol altına alınabilir. Birincisi, insanların davranış örüntülerindeki değişiklikleri izleyerek ve ikincisi salgının yayılışını haritalandırıp insanları gerekli önlemleri alması ve salgın bölgelerinden uzaklaşmaları konusunda uyararak. Grip gibi basit hastalıklar yanında davranışlardaki ve ses tonundaki değişimlerden ruh sağlığı ile ilgili sorunları da akıllı cep telefonları ile önceden tahmin etmek mümkün olacak ve insanlara buna göre uyarılar getirilebilecektir.

Fakat yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz şeyler, Pentland’dan aktarmaya çalıştığım gelecek tasavvurunun bizim için pek de hayırlı olamayacağını söyler. Aslında Pentland ateşle oynadığının ve büyük verideki mülkiyet sorunun gayet farkındadır. Ama bunun toplum yararına aşılabileceği yönünde bir iyimserliği de vardır. Kendi çalışmalarında, katılımcıların araştırmanın amaçları konusunda bilgilendirildiğini ve kişinin mahremiyetini ihlal edecek durumlara karşı gerekli teknolojik önlemlerin alındığını söyler. Büyük veriyi, mülkiyet ilişkileri çerçevesinde tartışmak gerektiğini göz ardı etmez. Şirketlere verilen kişisel verinin, alınacak hizmetin karşılığında ödenen bir ücret olduğunu, insanların,

  1. Kendisi haklarındaki veriye sahip olma
  2. Haklarındaki verinin nasıl kullanılabileceğini kontrol etme
  3. Veriyi imha etme

haklarına sahip olmaları gerektiğini düşünür.

Ayrıca insanın bir iç dünyasının olduğunu, her şeyin sayısallaştırılamayacağını ve tüm hareketlerinin öngörülemeyeceğini kabul eder. Fakat Pentland’ın sosyal fiziği geleneksel sosyal bilim araştırmalarıyla karşılaştırıldığında çok daha zengin bir veri havuzundan faydalanır ve gerçeğe daha yakın tahminlerde bulunabilir.

Sosyal fizik daha geniş kesimlerce anlaşılabilir ve uygulanabilir hale geldiğinde sosyal bilimler artık bildiğimiz sosyal bilimler olamayacak…

Notlar:

[1] http://www.radikal.com.tr/turkiye/abdurrahman_dilipaktan_kirmizi_arabali_kadin_analizi-1194157, son erişim 19/06/2014
[2] http://en.wikipedia.org/wiki/Roger_Barker, son erişim 19/06/2014
[3] http://en.wikipedia.org/wiki/Framingham_Heart_Study, son erişim 19/06/2014

Kaynaklar

Pentland, A. (2014), Social Physics: How Good Ideas Spread—The Lessons from a New Science, The Penguin Press

 

1 Yorum

  1. Yazdıklarınızın hepsini okuyamadım henüz ama bana çok şey öğrettiniz. Eksik olmayınız. Çok teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir