Pardus: Nereden nereye?

Pardus, ilk yerli GNU/Linux dağıtımı değildi. Pardus’tan önce de Türkiye’de GNU/Linux kullanılıyordu. Pardus, projenin başında belirtilen birçok hedefini gerçekleştirememiş olmasına karşın Türkiye’de GNU/Linux’un tanınırlığını ve kullanımını arttırmayı başardı. GNU/Linux’u bilgisayar meraklılarının elinden alıp normal kullanıcılara taşıdı. Ancak Pardus bugün önemli bir yol ayrımında. Projenin geleceği konusunda bir belirsizlik var. Bu yazıda, Pardus’un tarihsel gelişimine, bu yol ayrımına nasıl gelindiğine ve geleceği hakkında yapılan tartışmalara yer verilecek.

Yeni Bir GNU/Linux Dağıtımı

Bilişim teknolojilerinin dünyadaki gelişiminde askeri gereksinimlerin büyük payı var. Başta internet olmak üzere birçok projeye, askeri amaçlar doğrultusunda başlandı. Geliştirilen bu teknolojiler, daha sonra farklı ve en başta hiç hesaplanmamış yönlere doğru evrildi.

Pardus’un da benzer bir hikayesinin olduğu yönünde iddialar var. Projenin resmi olmayan tarihçesinin yer aldığı http://tr.pardus-wiki.org/ adresinde yer alan bilgilere göre, Pardus’un başlamasında Ali Işıngör ve Görkem Çetin tarafından yazılan, “Ordunuz hala annenizin işletim sistemini mi kullanıyor?” başlıklı makalenin etkisi var. Makalede, ordu ve istihbarat birimlerinin kaynak koduna erişemedikleri işletim sistemlerine duydukları şüpheden bahsediliyor ve dünyadan örnekler veriliyordu. Ayrıca, yazıda şöyle deniliyordu:

Serbest yazılımı desteklemek, açık kaynak kodlu işletim sistemlerinin kullanımını yaygınlaştırmak ve bilinç oluşturmak, “bilgi güvenliği”nde tekellerin bağımlılığına engel olmak için Türkiye’nin tek şansı…

Neyse ki, Türkiye’de bu tehlikeyi Genelkurmay’daki beyinler görmüş durumda…

Daha sonra, Pardus’un en yaygın kullanımının Milli Savunma Bakanlığı’nda olduğu düşünülürse projenin başlamasında büyük olasılıkla yine askeri amaçlar vardı.

Tekrar resmi tarihe dönersek…

2002 yılında, ulusal bir işletim sistemine gerek olup olmadığı hakkında kamu kurumlarının ve ordu temsilcilerinin katıldığı toplantılar yapılır. Başbakanlık, 2003 yılında TÜBİTAK BİLGEM’i (Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi) bir ulusal işletim sistemi geliştirmenin olurluğunu araştırmak ve proje planlamasını yapmakla görevlendirir. UEKAE (Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü) içerisinde “Özgür” kod adı ile anılan bu projenin hedefi bir işletim sistemi geliştirmekten çok bu işin yapılabilirliğini araştırmaktır. Ancak kısa bir süre sonra araştırmalar olumlu bir sonuca ulaşır. Yeni bir GNU/Linux dağıtımı için çalışmalara başlanır. Burada, Pardus’un diğer yerli/yabancı dağıtımlardan farkını tartışmadan önce farklılıkları ve hedefleri hakkında bilgi vermeden önce “GNU/Linux dağıtımı nedir?” sorusuna yanıt vermek gerekiyor.

Dağıtım kavramı, GNU/Linux’a özgü bir kavramdır. Kaynak koduna özgür erişim hakkı, GNU/Linux’un ihtiyaca göre şekillenmesine olanak sağlar ve bu olanak GNU/Linux’un kullanım değerini arttırır. Örneğin, video ve ses işleme programlarına ağırlık vermiş, GNU/Linux’u buna göre özelleştirmiş dağıtımlar vardır. Okul öncesi çocuklar ya da görme engelliler için özel dağıtımlar hazırlanmaktadır. Bilgisayarı kurcalamaktan hoşlananlara ya da sadece işlerini halletmek için bilgisayar kullananlara yönelik farklı dağıtımlar oluşturulabilmektedir (Daha ayrıntılı bilgi için bkz. http://distrowatch.com/) . Dağıtımlar, teknik olarak değerlendirildiğinde ise kullanılan paket yönetimi, masaüstü ortamı ve yönetim araçları ile farklılaşırlar. Ama dağıtımda asıl belirleyici olan, hangi kullanıcı kitlesinin hedeflendiğidir.

İlk yerli GNU/Linux dağıtımımız ise 1998 yılında çıkan Turkuaz GNU/Linux’tur. Proje, var olan GNU/Linux dağıtımlarındaki Türkçe desteğinin yetersiz olması nedeniyle başlar. GNU/Linux, Türkçe’ye uyumlu hale getirilecek, Türkçe dil desteği olmayan uygulamalar Türkçe’ye çevrilecektir. Yerel dağıtımlar kimi zaman, “yabancı geliştiricilerin ürünlerini alıp, sadece Türkçe’ye çeviriyorlar.” şeklinde küçümsemelerle karşı karşıya kalmaktadır. Fakat GNU/Linux dağıtımlarının yerelleştirilmesi ciddi bir emeğe ihtiyaç duyar. Ayrıca, Turkuaz’a katkı koyan ekip, sadece var olan emeği kullanmakla kalmaz. Özgür yazılım felsefesine uygun olarak onu zenginleştirir de. O vakte kadar Red Hat GNU/Linux dağıtımının kurulumu için sadece İngilizce dil desteği vardır. Türk ve Brezilyalı geliştiricilerin ortak çalışması sonucu, kuruluma Türkçe ve Portekizce desteği de eklenir. Red Hat, Türk ve Brezilyalı geliştiricilerin bu katkısından sonra, diğer dillerde kurulum desteği ekler. Bir diğer deyişle, Turkuaz’la tüm dünyadaki GNU/Linux kullanıcılarına doğrudan bir katkımız da olur.

Turkuaz’ın dışında da yerel dağıtımlarımız vardır (Ör. Gelecek, Magma, Truva, Arnux vs)

Fakat Pardus, daha önceki yerel dağıtımlardan farklı olarak dil desteğinin yanında, temel masaüstü ihtiyaçlarını hedeflemekte ve bunun içinde kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığına özel bir önem vermektedir. Bir diğer deyişle Pardus, GNU/Linux’un kimi tarihsel problemlerini aşmayı da önüne koymaktadır. 2004 yılında yayınlanan Proje Ana Sözleşmesinde projenin vizyonu şöyledir:

Pardus, UEKAE tarafından, bilişim okur-yazarlığına sahip bilgisayar kullanıcılarının temel masaüstü ihtiyaçlarını hedefleyerek; mevcut Linux dağıtımlarının üstün taraflarını kavram, mimari ya da kod olarak kullanan; otonom sisteme evrilebilecek bir yapılandırma çerçevesi ve araçları ile kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlamak üzere geliştirilen bir GNU/Linux dağıtımıdır.

Projenin ilk ürünü Pardus Çalışan CD 1.0, 2 Şubat 2005 tarihinde yayınlanır. Pardus Çalışan CD’nin özelliği, herhangi bir kurulum gerektirmeden bilgisayara takıldıktan sonra çalıştırılabilmesidir. Böylece kullanıcılar, Pardus’u bilgisayarlarına kurmadan deneyebileceklerdir. Çalışan CD, projenin hedefleri arasında yer alan bir sürüm olmamasına rağmen, kullanıcıların ilgisini çekmek ve desteğini almak için hazırlanmıştır. Gerçekten de yoğun bir ilgiyle karşılaşılır. Hatta, CD’nin çıkış tarihinin Bill Gates’in, Başbakan Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelişi ile aynı tarihlere denk gelmesi, projeye olan ilgiyi daha da arttırır. Artık Gates’in Windows’una karşı Türk kullanıcıların elinde kendi işletim sistemleri vardır.

Kullanıcılar dört gözle Pardus’un kurulabilir ilk sürümünü beklemektedir. 26 Aralık 2005’te Pardus’un ilk kararlı sürümü yayınlanır. İlk ayında 25 bin kullanıcı tarafından indirilir ve projenin web sayfaları 142 binden fazla ziyaret edilir. Pardus 2007 sürümünde ise sürümün ilk ayındaki indirme sayısı 100 bini aşar ve proje web sayfalarına yapılan ziyaret sayısı 250 bini aşar.

Pardus’un bu başarısında projenin TÜBİTAK tarafından destekleniyor oluşunun payı büyüktür. Projenin arkasında TÜBİTAK’ın olması, GNU/Linux’u daha önce kullanmaktan çekinenlerin ön yargısının kırılmasında etkili olur.

Kamu’da Pardus

Pardus geliştiricilerinin teknik katkıları, yabancı dağıtımların geliştiricilerinin de ilgisini çeker. Örneğin Kubuntu dağıtımı, Pardus Ağ Yöneticisi’ni kullanacağını açıklar. Fakat Pardus’un asıl hedefi, kamu kurumlarında kullanılmaktır. 2006 yılı sonlarında yayınlanan Pardus 2007, Milli Savunma Bakanlığı’nın Türkiye çapındaki 600 biriminde, 5000 istemci bilgisayarda kullanılmaya başlar.

Ne yazık ki, Pardus’un bu başarısı MSB ve RTÜK ile sınırlı kalır. 2007’den sonra Pardus’un ulusal, devlet destekli bir dağıtımdan çok gönüllüğe terk edildiği düşüncesi oluşmaya başlar. Elektrik Mühendisliği Dergisi’nin Ocak 2009 sayısında yer alan bir araştırmanın sonuçlarına göre kamu kurumları Pardus’a geçişte istekli değildir ve kamu her geçen gün daha çok yazılım tekellerine bağımlı hale gelmektedir. Yapılan araştırma sonuçlarına göre, özgür ve açık kaynak kodlu işletim sistemlerinin kamudaki kullanımının önündeki birinci engel, işletim sistemi yazılımının donanım alımıyla birlikte düşünülmesidir. Kurumlar işletim sistemini donanımla birlikte edinmekte ve çoğu zaman farkına varmadan belirli işletim sistemlerine paralar ödemektedir. Alternatif işletim sistemlerinin olabileceği düşünülmemektedir. Böylece, herhangi bir işletim sistemi tekelinin donanım firmalarıyla ortak hareket etmesi kamudaki işletim sistemi kullanımında belirleyici olabilmektedir. İkinci engel ise, zaman içinde birinciyle bağlantılı olarak kurumların donanımla birlikte alıp kullandıkları işletim sistemlerine bağımlı hale gelmesidir. Dolayısıyla, donanımdan ayrı bir işletim sistemi lisansı almak gerektiğinde de bu bağımlılık belirleyici olmaktadır. Ayrıca kurumlar, özgür ve açık kaynak kodlu işletim sistemlerine geçemeyişlerini, personellerinin yetkin olmaması, teknik desteğin yetersizliği ve mevcut altyapı sistemleriyle uyumluluğun sağlanamamasını ile açıklamaktadırlar.

Araştırmada belirtilen, DPT Bilgi Toplumu Daire Bașkanlığı’nın aşağıdaki görüşü ise şöyle:

Bugün için, tüm kamu kurum ve kurulușlarının Pardus kullanımını konusunda zorunlu tutulmalarının uygulanabilir olmadığı değerlendirilmektedir. Bu nedenle Pardus ve bu yazılımı destekleyen ekosistem yeterli olgunluk seviyesine ulaşıncaya kadar, kamu kurum ve kurulușlarının kullanacakları ișletim sistemi konusunda zorlayıcı bir düzenlemeye gidilmemesi ve bu hususta serbest bırakılmaları gerektiği düșünülmektedir.

DPT’nin bu görüşüne, Pardus’a üç yıl için ayrılan bütçenin 800 bin TL olduğu, dört yıllık kamu kurumlarının resmi işletim sistemi harcamalarının ise 28 milyon TL’yi aştığı eklenirse Pardus’un bugün üzerinde dolaşan kara bulutların nedeni daha rahat anlaşılabilir. TODAİE’nin belirttiği gibi gerekli olan ekosistemin yeterli olgunluğuna erişmesi için beklemek değil, bu doğrultuda makro politikalar oluşturmaktır:

Gelecek dönemde bu kurumlarda Pardus’un kullanılmasına ilișkin strateji ve politikanın bașta Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, E-Dönüșüm İcra Kurulu ve DPT Bilgi Toplumu Dairesi olmak üzere en üst düzeyde değerlendirilip oluşturulmasına bağlıdır. Bu amaçla ülke düzeyinde tüm kamu kurum ve kurulușlarında mevcut durumun analiz edilmesine yönelik kapsamlı bir araştırmanın yapılarak, fizibilite çalışmasının yürütülmesi ve bu çalışmadan çıkacak verilere göre kapalı kodlu yazılımlardan açık kaynak yazılımlarına geçiș için bir planın oluşturulmasına gereksinim vardır. Kamu kurumlarının Pardus yerine özel firmalardan satın almaya devam edip etmeyecekleri konusu yukarıda belirtilen organlarda alınacak makro politikalara bağlıdır.

Pardus’a Ne Oldu?

Aslında projenin ilk günlerindeki iyimser havaya rağmen akıllarda hep “Acaba Pardus’un sonu da Devrim Arabaları gibi mi olacak?” endişesi vardır. Tam başardık denilen anda benzinimiz mi bitecektir?

Pardus’un benzini bitmez, ama 2007 yılından sonra işler artık ters gitmeye başlar. TÜBİTAK’ın 2006’ya kadar verdiği sınırsız destek azalmıştır. 2011 yılı sonuna kadar Pardus proje yöneticisi olan Erkan Tekman’ın günlüğünde belirttiğine göre, 2007 yılında DPT’den gelmesi beklenen, hatta DPT ile yapılan görüşmelerde olumlu geri bildirimler alınan maddi destek, Pardus projesi TÜBİTAK değerlendirmesinden geçemediği için hiç DPT’ye ulaşamaz. Eleman alınmak istendiğinde bekletilirler, pazarlığa tabi tutulurlar ya da geri çevrilirler. 2009 yılında proje DPT değerlendirmesinden geçer ve nihayet beklenen maddi yardım gelecektir. Ancak bu sefer de, DPT’deki bürokratik karışılıklardan dolayı beklenen yardım alınamaz. Para ancak 2010 yılında geldi. Burada Tekman, parayı bir dağıtım çıkarmak için değil, ama hem teknoloji hem de iş platformu oluşturmak için ihtiyaç duyduklarını özellikle vurgulamaktadır.

Tekman’a göre projenin başarısı için gerekenler: Para, ekip, ürün, camia, kullanıcı ve politikadır. TÜBİTAK’ın para ve ekip konusundaki desteği, 2006 yılına kadar çok iyiyken bu tarihten sonra bu destek zayıflamaya başlamıştır. Tekman’ın da itiraf ettiği gibi camia desteğinin sağlanması konusunda başarısız olurlar. TÜBİTAK, politika geliştirmek konusunda yetersiz kalır. Ürün ve kullanıcı için doğru şeyleri yapmaya başladıklarında ise TÜBİTAK yönetimi değişmiş, Pardus için yeni bir sayfa açılmıştır.

TÜBİTAK’ın bünyesinde yapılan yeniden yapılan çalışmaları sonrasında hem proje yöneticisi hem de geliştirici ekip projeden ayrılır.

Son yıllardaki gelişmelere dışarıdan bakıldığında bile projenin arkasındaki TÜBİTAK desteğinin eskisi gibi olmadığı sezilebilmektedir. TODAİE’nin altını çizdiği makro politikalar geliştirilmesi konusunda TÜBİTAK sınıfta kalmıştır. Ancak asıl önemlisi, Pardus’un toplulukla olan ilişkisinin sorunlu olmasıdır. Özgür yazılım projeleri, kullanıcılarının/geliştiricilerin özgür emeğini örgütleyip, projeye olan katkıyı süreklileştirebildiği oranda başarılı olabilir. Örneğin, Linux’un yaratıcı Linus Torvalds’ın başarısı teknik becerisinden çok, yönetimsel yeteneğinde yatmaktadır. Peki Pardus, geliştiriciler ve kullanıcılar ile neden daha kuvvetli bir ilişki kuramamıştır?

Projenin eski geliştiricilerinden Murat Eren, bu soruyu doğrudan kullanıcılara ve geliştiricilere sordu (bkz. http://meren.org/tmp/PardusElestirileri.pdf). Necdet Yücel’in yanıtı, Pardus’taki asıl sorunun altını çizmektedir:

Ben Pardus projesinin en önemli probleminin Tübitak çalışanı olmayan geliştiricilerin önemini anlamamış olması olduğunu düşünüyorum. Eğer proje iş yapış şeklini dışarıdan katkıya açık bir şekilde yapabilmiş olsaydı gelinen aşamada (bu yazıyı ileride okuyacaklar için kısaca Tübitak çalışanı geliştiricilerin önemli bir kısmının istifa ettiği, projenin adının değiştiği, yöneticisinin ayrıldığı ve yeni yöneticinin kim olduğunun bile bilinmediği bir dönem de yazdığımı not düşmem gerekir) çok farklı bir durumda olacağımız açıktır. Pardus ekibi ve yönetimi Tübitak çalışanı olduklarından Gebze’de bir araya gelip kararlar alıp bunu diğer geliştiricilere tebliğ etmekte çoğu zaman bir problem görmediler. Bu durum her eleştirildiğinde ya işlerin çoğunu biz yapıyoruz dediler ya da kurumun kendi dinamiklerini öne sürdüler. Çoğu durumda ekip böyle davrandığını bile kabul etmedi. Bir takım kararları alıp, belgelendirip sonra ‘fikirlerinizi yazın’ demelerini normal karşılamamız beklendi hep. Örneğin hiçbir geliştiriciye danışılmadan test ekibinin kaldırılmasına karar verildi ve bu durum kararın ardından tebliğ bile edilmedi. Yine benzer şekilde proje yönetim araçları seçildi, üzerinde çalışıldı sonra tebliğ edildi. Geliştiricilere haber bile verilmeden sürüm çıkartıldı, çıkan sürüm geri çekildi. Bunlarla ilgili soru sormak bile anormal karşılandı. Proje yönetimi, defalarca yazılmasına rağmen, bu tip davranışların zamanla nasıl bir zafiyete yol açabileceğini öngöremedi.

Yazının başında, TÜBİTAK’ın varlığının Türk kullanıcılarında bir güven yarattığını belirtilmişti. Geliştiriciler ya da projeye katkı koymak isteyenler için ise, proje yönetimindeki eksikler ve hatalar nedeniyle tam tersi bir durum söz konusudur.

Pardus projesi, demokratik karar alma ve katılım süreçlerinin olduğu bir şekilde örgütlenseydi bugün durum daha farklı olabilir, proje TÜBİTAK’a rağmen yoluna devam etmekte sorun yaşamazdı. Bu bağlamda, yeni TÜBİTAK yönetiminin, “Pardus hakkında stratejik kararları almaya yetkili bir danışma kurulu” oluşturulması girişimi oldukça yerinde bir karardır. Danışma Kurulu aşağıdaki temsilcilerden oluşmasına karar verilir:

  • TÜBİTAK yönetim temsilcisi
  • STK temsilcisi
  • Kullanıcı topluluğu temsilcisi
  • Geliştirici temsilcileri (biri topluluktan olmak üzere 2 kişi)
  • Pardus çözüm ortaklarından bir temsilci
  • Üniversite (akademik) temsilci
  • Kamu kurumlarından temsilci

Ancak ilk danışma kurulu toplantısı tam bir hayal kırıklığı olur. Önceki proje yönetiminin TÜBİTAK dışı geliştiricileri ve kullanıcıları eksik yorumlaması ve hassasiyetlerine yeterince önem vermemesi nedeniyle sorunlar yaşanmıştır. Şimdi yine benzer bir durum vardır. TÜBİTAK’ta Pardus’un geleceği adına son derece kritik kararlar alınmış ve bu kararlar ancak çalıştayda paylaşılmıştır (bkz. http://zzz.fisek.com.tr/seyir-defteri/pardus-dagitimi-bitti-yeni-bir-dagitim-basliyor/). Örneğin, Fatih projesi kapsamındaki akıllı tahtalara Pardus yerine, Debian kurulup üzerine Pardus logosu yerleştirilmesi dürüstçe bir hareket değildir. Fakat, Pardus’ta akıllı tahtaları çalıştıramadıklarını, Debian dağıtımında çalıştırabildikleri için, zaman da daraldığından zorunlu olarak Debian kurduklarını açıklamaları daha vahimdir. Çünkü GNU/Linux’un farklı bir kullanıcı kültürü var. GNU/Linux kullanıcıları bilgisayarlarındaki herhangi bir sorunda, başka işletim sistemlerinin kullanıcıları gibi format atmaya girişmezler. Sorunu anlayıp çözmeye çalışırlar. Toplantıya katılan danışma kurulu üyeleri de, Debian’da çalışan bir uygulamanın, çaba harcayarak Pardus’ta da çalıştırılabileceğinin farkındadılar. Danışma kuruluna, çözüm ortakları temsilcisi olarak katılan Doruk Fişek’e göre,

Defalarca “zorunda kalınmak” neden olarak gösterilmesine karşın, ortada zorunda kalınan bir durum yok. Tahtalarda sorun yaşandığında, ne Pardus’un mevcut çözüm ortağı firmalara başvurulmuş, ne üniversitelerden destek istenmiş, ne de STK’lardan yardım istenmiş. Her birinden birçok kişi ile de çalıştay sırasında birebir tanışılmasına da karşın. Bu sorunu çözebilecek kişiler özellikle safdışı bırakılmış. “Zorunluluk” değil ortada yapılmış bilinçli “tercih”ler ve kararlar var.

Kısacası proje, bir danışma kurulu kurarak olumlu bir adım atılmış olmasına rağmen, kurul adına yaraşır şekilde çalışmaya başlayamamıştır. Projeye, önceden de teknik yönelimleri konusunda eleştiriler getirilmektedir. Ancak, Debian’ın üstüne Pardus logosu koymak yedi yıllık emeği de hiçe saymak anlamına geldiği için daha büyük bir tepki oluşmuştur.

***

Özgür Yazılım, her şeyden önce üretim özgürlüğüdür. Pardus kullanıcılarının, Debian logolu Pardus’u kabullenmesi beklenemez. Kaynak kodlarının, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinin olduğu bir durumda yapılacak tek şey kalıyor: Topluluğun TÜBİTAK’tan bağımsız bir şekilde yoluna devam etmesi.

Bu doğrultuda, Pardus Kullanıcıları Derneği, Linux Kullanıcıları Derneği, Ankara Barosu Bilişim Kurulu ve Elektrik Mühendisleri Odası tarafından desteklenen Pardus 2012 Anka havalandı bile… Bir devlet politikası olmadan, Anka’nın kamu kurumlarında kullanımı pek olanaklı görünmüyor.

Belki gün olur, devran döner… Yapılan hatadan geri dönülür…

Türkiye’deki GNU/Linux kullanıcıları o gün geldiğinde hazır olacak. O güne kadar da kendi bilgisayarlarını özgürce kullanacaklar…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir