Phorm’a Neden Karşı Çıkmalıyız?

Geçtiğimiz aylarda ülkemize Phorm adlı bir şirket geldi. TTNET ile işbirliği içinde sessiz sedasız çalışmalarına başladı. Phorm’un başka ülkelerdeki faaliyetlerinden haberdar olan internet aktivistleri (en başta da Alternatif Bilişim Derneği üyeleri), kamuoyunu Phorm ve kullandığı DPI (Deep Package Inspection – Derin Paket İzleme) teknolojisi hakkında bilgilendirmeye yönelik belgeler ve videolar hazırladılar, basın açıklamaları yaptılar ve “TTNET tarafından internet kullanıcılarının rızası ve bilgisi olmadan getirilen sistem ile kişilerin internetteki verilerinin izinsiz olarak ele geçirildiğini ve ticari amaçla haksız kullanıldığına” dikkat çekerek suç duyurusunda bulundular (Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.enphormasyon.org/).

Elbette Phorm’a ve dolayısıyla gözetime karşı tüm internet kullanıcılarının aynı duyarlılıkta olması beklenemez. Ancak Radikal yazarı Serdar Kuzuloğlu’nun 16 Ekim 2012 tarihindeki Nedir Bu Phorm Meselesi? başlıklı yazısı oldukça kafa karıştırıcıydı ve okuyucuları yanlış yönlendirmekteydi (bkz. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1104210&CategoryID=41). Kuzuloğlu görüşlerini daha sonra kendi blogunda da ayrıntılandırdı ve yazdıklarına gelen tepkiler sonrasında şu açıklamayı yaptı:

TTNET’in Gezinti adıyla verdiği Phorm hizmeti bende aktif değil. Olmayacak da. Reklamları reklamcılar dışında kimsenin sevdiğini, umursadığını da sanmıyorum. Blogum da Phorm ile çalışmayacak zira gördüğünüz gibi zaten reklam bile yayınlamıyorum. Büyük ihtimalle hiçbir zaman yayınlamayacağım da.

Ama Phorm’un hakkındaki komplo teorilerinin de abartılı ve eksik bilgiye dayandığını söylemeden edemeyeceğim. Diğer yandan arkasında bu kadar ismin yer aldığı, bu kadar büyük bir şirketin kendini anlatmaktan bu kadar aciz kalmasını da bir gazeteci olarak mazur görmem mümkün değil.

Bir haberci için daha çok tercih edilecek “her adımımızı takip ediyorlar, fişliyorlar” gibi şeyler söylemek elbette isterdim. Ama bu bakış açısıyla 3 saat boyu, yüze yakın soruyla bezeli sorgulamamda ve web üstünde (abartmıyorum) 8 saatlik kaynak taramama karşın bu yönde dayanaksız varsayımlara dair iddialar dışında bir şey bulamadım.

Kuzuloğlu’nun yazısına, Phorm’un sahibi Kent Thomas Ertuğrul’un Osmanlı Hanedanı’ndan olduğunu belirterek ve piyasadaki başarılarını anlatarak başlamasını bir halkla ilişkiler taktiği olarak mı yoksa bilinçaltındaki Osmanlı hayranlığı ile mi açıklayacağız bilemiyorum… Ancak bir habercinin, kendini iyi anlatamadığını düşündüğü bir şirketin halkla ilişkiler pozisyonunu üstlenmesi anlaşılabilir bir durum değil. Keşke tarafsız(!) bir haberci olarak yazısında Phorm’un yöneticilerinin yanında Phorm karşıtlarının görüşlerine de yer verseydi. DPI’sız bir Phorm yazısı pek olmamış…

Bu yazı da tarafsız bir yazı değil; Phorm-TTNET işbirliğini değerlendirirken toplumun çıkarlarını gözetiyor. Phorm, yalnız daha önce başka ülkelerde ve şu an Türkiye’de yaptıkları ile değil, içerdiği potansiyel tehditler bağlamında da ele alınıyor.

Phorm

Phorm kendi ifadesiyle, “içerik ve reklamları tüketicilere daha çok hitap eder hale getiren küresel ölçekte bir kişiselleştirme teknolojisi şirketi” (http://www.phorm.com.tr/hakkimizda). Şirketin önceki adı 121Media. 2002 yılında kurulan 121Media, PeopleOnPage adıyla ücretsiz bir yazılım dağıtıyor ve bu yazılım şirkete ait ContextPlus reklam motoru ile iletişim halinde bulunuyordu. PeopleOnPage, kullanıcının web kullanım alışkanlıklarını ContextPlus’a iletiyor ve bu yazılımın bilgisayardan kaldırılması çeşitli hilelerle engelleniyordu. 121Media’nın milyonlarca dolar gelir elde ettiği ContextPlus, ABD’de ve Kanada’da artan tepkiler ve açılan davalar nedeniyle 2006 Mayıs’ında faaliyetlerine son verdi. Şirket bu kapanışın nedenini, “müşterilerine yeterince kaliteli hizmet verememek” olarak açıkladı. Fakat o dönemde reklam yazılımlarına (adware) açılan davaların arttığı düşünülürse şirket için tam zamanında alınmış bir karardı.

Bu kapanış ilanından sonra şirket Phorm adını aldı ve reklamcılık alanındaki faaliyetlerini derinleştirdi. 2006-2007 yıllarında, Britanya’daki BT (British Telecom) adlı İSS (Internet Service Provider – İnternet Servis Sağlayıcı) ile işbirliği yaparak, internet kullanıcılarının bilgisi ve onayı olmadan kişiye özel reklamlar konusunda testler yaptılar. Birleşik Krallık’ın BT dışındaki diğer iki büyük İSS’si de (bu Birleşik Krallık’ın geniş bant piyasasının %70’i demekti) kullanıcıların gezinti tarihçelerini Phorm’a satacaklarını duyurdular. Böylece abonelere, profil bilgilerine ve belirli bir süreçte oluşan davranışsal özelliklerine göre reklam sunulabilecekti. Phorm’un İSS’ler ile olan bu işbirliği, hükumet tarafından da desteklenmekteydi. Phorm, aşağıda ayrıntılarını açıklayacağımız DPI teknolojisini kullanarak kullanıcı profilleri oluşturuyordu. İnternet kullanıcıları, kendilerinden habersiz yapılan testlerden ve reklam firmalarının internet ağ geçidindeki aşırı kontrolünden rahatsız oldular. Phorm ve DPI karşıtı kampanyalar düzenlendi. İSS’ler geri adım atmak zorunda kaldı ve Phorm DPI teknolojisini alıp Birleşik Krallık’ı terketti.

Phorm – TTNET işbirliği

Phorm, 9 Temmuz 2012 tarihinde, TTNET ile işbirliği yaptığını kamuoyuna duyurdu. Duyuruda, internet kullanıcılarının Phorm servislerine olan yoğun ilgisinden bahsedilmekteydi. TTNET, Phorm’un adını anmaksızın, vatandaşa hizmet adı altında abonelerine ücretsiz (!) gezinti.com sitesini sundu. Muhtemelen bir çok TTNET kullanıcısı da bu ücretsiz hizmetin şartlarını okumadan kabul etti. TTNET bizden para talep etmeyecekse sorun olmaz diye düşündüler. Bu hizmetin karşılığının, Phorm’un insanları gözetleyip fişlemesi olduğunu akıllarına getirmediler. TTNET abonelerini tam anlamıyla satmıştı!

Peki Phorm bilgisayarımıza herhangi bir yazılım kurmadan bizleri nasıl gözetliyor? Phorm ısrarla, kişisel bir takibin söz konusu olmadığını söylemesine rağmen internet aktivistleri önce Birleşik Krallık’ta sonra Türkiye’de neden ortalığı ayağa kaldırıyorlar?

Bu soruların yanıtı, Phorm’un kullandığı DPI teknolojisinde saklı.

DPI nedir?

DPI teknolojisinin nasıl çalıştığına geçmeden önce kısaca bilgisayar ağlarının nasıl çalıştığına bir bakalım. Farklı firmaların farklı ürünlerinin birbirleriyle haberleşebilmesi ve birlikte çalışabilmesi için bu iletişimin belirli standartlara uyması gerekir. Bu doğrultuda, 1984 yılında Uluslararası Standartlaştırma Örgütü (International Organization for Standardization – ISO), Açık Sistemlerin Birbiriyle Bağlanması (Open Systems Interconnection -OSI) adlı standardı kabul etti. OSI, yedi katmandan oluşan kavramsal bir modeldir. İnternet için kullanılan TCP/IP modeli ise beş katmandan oluşur.

OSI Açıklama TCP/IP
7- Uygulama Programların ağı kullanabilmesi için araçlar sunar. Web tarayıcılar, e-posta istemcileri, dosya paylaşım uygulamaları bu katmanda çalışır.  

 

5- Uygulama

6- Sunum Gönderilen verinin farklı sistemlerde anlaşılabilir olmasını sağlar.
5- Oturum Farklı makinelerdeki farklı uygulamaların aynı anda sorunsuz çalışmasını sağlar.
4- Taşıma Üst katmanlardan aldığı veriyi paketlere bölüp alt katmanlara iletir. 4- TCP
3- Ağ Ağdan ağa transferi gerçekleştirir. 3- IP (İnternet)
2- Veri Bağlantısı Verinin ağlar arasında güvenli bir şekilde iletimini gerçekleştirir. 2- Ağ Erişimi
1- Fiziksel Verinin kablo üzerindeki halini tanımlar. 1- Fiziksel

Örneğin, Google’da bir arama yapmak istediniz. Bu arama işlemini uygulama katmanında yaparsınız. Uygulama katmanındaki işleminiz, TCP katmanına gelir. TCP katmanı, arama verinize port numarasını ekler ve veriyi paketlere böler. IP katmanında, veriye gideceği adres ve izleyeceği yol da eklenir. Daha sonra da bu veri sırasıyla 2. ve 1. katmanlara iletilir. Google’ın sunucularına fiziksel erişim sağlanmasından sonra kendi bilgisayarımızdaki işlemler, şimdi Google sunucularında aşağıdan yukarıya doğru gerçekleşecektir.

Burada, TCP/IP paketlerinin içeriği önem kazanır. TCP/IP paketinde, uygulama katmanından gelen içerik (ses ve görüntü de dahil olmak üzere web içeriği, e-postalar, sohbet içeriği, kullanılan uygulamanın adı ve versiyonu vb.), TCP katmanından gelen kaynak ve hedef port numaraları, IP katmanında gelen kaynak ve hedef IP adresleri yer alır.

Paket incelemelerini kapsamına göre üçe ayırabiliriz:

1- Yüzeysel Paket İnceleme:

Sadece pakette yer alan ip adreslerini ve port numaralarını inceler. Örneğin, ateş duvarları (firewall), belirli ip adreslerinden ve portlardan gelen talepleri bu inceleme sonucunda kesebilir.

2- Orta Düzey Paket İnceleme:

OSI’nin altı katmanı da bu incelemeye dahil edilir. Örneğin, sadece belirli bir formattaki içerik gözetlenebilir ya da bu içeriğin erişimi/transferi kısıtlanabilir.

3- Derin Paket İnceleme (DPI):

1. ve 2. düzeyi kapsadığı gibi, uygulama katmanında pakete eklenen bilgiyi de inceler. Gezilen web sitelerinin içeriği, mesajlaşmalar, e-posta içerikleri, internet üzerinden yapılan telefon görüşmeleri vs. DPI kapsamındadır.

Bu özet bilgiden sonra, şimdi asıl konuya, DPI’ya itiraz gerekçelerine gelebiliriz.

DPI Neden Zararlıdır?[1]

Paket inceleme, yüzeysel, hatta orta düzeyde kaldığı sürece kullanıcının mahremiyetine etkisi sınırlıdır. ISS’ler bant genişliğini ve ağ trafiğini kontrol etmek için paketlerdeki ip adreslerini incelemektedirler. Ayrıca, spam mesajları ve virüsleri filtrelemek amacıyla da kullanılmaktadır. Bunun yanında, yukarıda belirtildiği gibi orta düzey paket inceleme sayesinde içeriğin formatı da incelenebilmektedir. Böylece belirli formattaki verinin ağdaki hareketini önceliklendirmek mümkün olabilmektedir. Örneğin, film indirilmesi ağ trafiğini fazlasıyla meşgul ediyorsa sadece e-postalarını okumak için interneti kullanan bir kullanıcının bundan etkilenmemesi için metinsel içeriklerin önceliği arttırılabilir. DPI’nin belirli formattaki içeriği önceliklendirmek, ağı spam mesajlarına ve virüslere karşı korumak için belirli ip adreslerinden gelen paketleri kesmek için kullanılması kurumsal bir ağda (intranet) kabul edilebilir bir uygulamadır. Fakat söz konusu olan ağ, internet olunca paketlerin incelenmesi internete eşit ve özgür erişim hakkına zarar vermektedir. DPI’nın zararlarını altı başlık altında ele alabiliriz.

1- Ağ tarafsızlığının (Net neutrality) ihlali

İSS’lerin ilkesel olarak farklı içerikler ya da uygulamalar arasında ayrım yapmaması, tüm web sitelerinin ve internet teknolojilerinin eşitliğini kabul etmesi ağ tarafsızlığı olarak adlandırılır. 2007 yılında ABD’de Comcast adlı İSS’nin P2P (iki veya daha fazla istemci arasında veri paylaşmak için kullanılan bir ağ protokolüdür) veri transferini engellemesi, DPI ve ağ tarafsızlığı ilişkisini gündeme getirdi. ABD Federal İletişim Komisyonu (Federal Communication Commission – FCC), bunun kullanıcıların internete erişim hakkının ihlali olduğuna karar verdi ve Comcast’ten ayrımcı ağ yönetimi uygulamasına son vermesini istedi. FCC, meşru gerekçelerle DPI’nın ağ yönetiminde kullanılabileceğini, ancak ağ tarafsızlığını ihlal eden bir uygulamanın kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Ayrıca FCC, bazı uygulamaların internette çalışmasının engellenmesi, kullanıcıların internet üzerinde belirli bir içeriğe, uygulamaya ya da hizmete erişiminin engellenmesi, İSS’nin uygun görmediği içeriğe erişimi yavaşlatması, internet kullanımında önceliğin ödemeye tabi olması gibi uygulamaların da ağ tarafsızlığını ihlal ettiğini belirtti. İSS’nin içerik üreticisi de olması ve DPI’nın bu yönde kullanılabilir olması sorunu daha da büyütmekteydi.

Ağ tarafsızlığının yok edilmesi, internetin en temel niteliğinin de ortadan kalkması demek oluyor. Yaşadığımız dünyada tüm insanların internete eşit erişim hakkı olmamasına rağmen DPI’sız internette en azından internete erişebilenler arasında bir eşitlik söz konusu.

2- İSS’lerin kullanıcı üzerindeki hakimiyetinin artması

Her geçen gün, insanlar arası iletişim internet ortamına taşınıyor. Artık postaneye gidip mektup göndermiyoruz. Eski günleri hatırlayalım. Mektubu yazdıktan sonra alıcıya gönderilmek üzere postaneye bırakırdık. Postane çalışanları mektubu alırlar ve mektubu, zarfın üzerinde yazılı olan alıcı adresine iletirlerdi. Normal şartlar altında, hapishanede değilsek, postane çalışanlarının mektuplarımızı okuyabileceğini düşünmezdik. Ama DPI teknolojisi, iletişimimizi inceleyip kontrol edebilmekte, mesaj paketinin içeriğine göre farklı eylemlerde bulunabilmektedir.

İletişimin gözetlenmesi doğal olarak beraberinde otosansürü de getirecektir. İnsanlar internet üzerinden yazışırken, konuşurken, webde araştırma yaparken daha temkinli olacaklar, hatta hiç iletişime geçmemeyi tercih edebileceklerdir. Bir aşk mektubunun başkalarınca görülmesi bile insanı rahatsız edeceğinden iletişim çağı iletişimsizlikle sonuçlanacaktır. Bunun yanında, Facebook ya da diğer sosyal ağlarda kullanılan ağ analizi metodunun bir benzerini DPI sayesinde, hem de daha kapsamlı olarak gerçekleştirilebilecektir. Örneğin, A’nın B ve C iletişiminin olması, A ile B’nin her gün birkaç kere haberleşiyor olması gibi bilgiler sosyal ağ analizinin yapılmasına olanak sağlayacak. DPI’nın kapsamının sadece e-posta iletişimin takibi ile sınırlı olmadığı, webdeki gezintilerin de incelendiği dikkate alınırsa İSS’nin elinde analiz edilmeyi bekleyen dev bir sosyal ağ bulunacak.

3- DPI’nın ilk kullanım amaçlarından farklı alanlara doğru yayılması

Yeni gözetim pratikleri üzerine çalışan sosyal bilimcilerin en önemli tespitlerinden biri yeni gözetim araçlarının başka (meşru ya da gayrı meşru) alanlara doğru yayılabilmesidir. Belirli bir amaç için toplanan kişisel bilgilerin ilk başta belirtilmemiş amaçlar için de kullanılması yaygın bir uygulamadır [2].

Ülkemizdeki telefon dinlemenin yaygınlığı ve pervasızlığı dikkate alınırsa Phorm’ın DPI teknolojisi ile elde edilen TTNET abonelerinin kişisel verilerinin kapsamının genişlemesi, reklam dışındaki amaçlar için de kullanılması olasıdır. Üstelik DPI’da bu kapsam genişlemesi çoğu zaman abonelerin ruhu bile duymadan gerçekleştirilebilir.

DPI’nın Arap ülkelerinde gözetim ve sansür amaçlı kullanıldığını biliyoruz. Dünyanın en geniş CCTV ağına sahip olan İngiltere’nin DPI teknolojisine sıcak bakmasının yine gözetimle ilgili olduğuna dair şüpheler var.

Sizce telefon dinlemenin bu kadar yaygın olduğu, interneti filtreli olan bir ülkede DPI öylesine, sadece reklam amaçlı kalabilir mi?

4- İnternet kullanıcılarının metalaşması

Geleneksel web reklamcılığında reklam, ziyaret edilen web sitesinin içeriğine göre kullanıcıya sunulmaktaydı. Örneğin forumlarda kombinizdeki bir arızayla ilgili araştırma yaptığınızda ziyaret ettiğiniz sitelerde kombi reklamlarıyla karşılaşıyorduk. Fakat reklam firmaları son zamanlarda kişi odaklı bir strateji tercih ediyorlar. Hedefli reklam (targeted advertising) adı verilen bu stratejide internet kullanıcısına gösterilecek reklam kişinin internetteki davranışlarının analizinden oluşan bir profile dayanıyor. Bu profil, kişinin internetteki davranışlarının analizinden oluşturulmuş sanal bir ikizi oluyor. İnternet üzerinden satranç oynayan biriyseniz, kombi arızasını araştırırken karşınızda satranç takımı, kitabı, sitesi vb reklamlar da çıkabiliyor.

Hedefli reklamcılık, üç biçimde karşımıza çıkabiliyor:

  1. Ziyaret edilen web sitesinin ya da içinde çeşitli web hizmetleri barındıran bir portalın, site (ya da portal) içindeki davranışlarınızı analiz ederek, site içindeki gezintide reklamları bu analiz doğrultusunda çıkarması
  2. DoubleClick gibi bir reklam ağı oluşturarak farklı sitelerden gelen bilgilerin birleştirilmesiyle oluşan bir reklam ağı oluşturulması
  3. DPI ile İSS üzerinden abonelerin profillenmesi.

Başta Google, Facebook, Apple, Microsoft olmak üzere bir çok şirket kullanıcıları takip etmektedir. Fakat bu sitelerin takip yeteneği, bu sitelerin hizmetlerinin kullanımıyla ve web ile sınırlıdır. İSS üzerinden yapılan DPI gözetiminde ise kullanıcının tüm internet trafiğinin izlenmesi ve analizi söz konudur.

Hedefli reklamcılıkta, Smythe’in 1977 yılındaki makalesinde tartıştığı izleyicilerin metalaşması süreci önem kazanmaktadır. Smythe, enformasyonun ve hizmetlerin “rüşvet” olarak sunularak izleyicinin dikkatinin, zamanının ve emeğinin alınmasına işaret etmektedir. İzleyiciler, daha doğrusu izleyicinin dikkati, çeşitli ürünlerle (dizi, sinema, eğlence programı, yarışma vb.) alınarak metalaştırılmakta ve reklamcılara satılmaktadır [3].

Symthe’in gözlemleri televizyon reklamcılığı ile ilgili olmasına rağmen bugün internete daha uygun görünmektedir. Bir televizyon izleyicisinin belirli bir programı izlemeye daha istekli olduğunu göstermesi hem o programın reklam potansiyelini arttırır hem de izleyiciyi tatmin edecek programların devamını sağlar. İnternet reklamcılığında ise metalaşma daha ileri düzeydedir. Her şey değişim değerine indirgenir, kullanıcının belirli konulardaki siteleri gezmesi sadece kendisini belirli reklamlar için daha uygun bir hedef haline getirir. Kullanıcının aldığı hizmetin kullanım değerinde bir değişim olmaz. Kendilerine tercih etme imkanı verildiğinde kullanıcılar, daha kullanışlı olduğu için reklamsız siteleri tercih etmektedirler. Bu nedenle, Google bile arama sayfasına reklam almamaktadır.

İnternet kullanıcılarının metalaşması, TTNET-Phorm işbirliğinde açık seçik görülmektedir. Fakat Symthe’in televizyon için belirttiği “rüşvet” bu süreçte son derece zayıftır. Aboneler, cazip bir içerikle ayartılarak değil, gizlice satılmıştır.

5- Dosya paylaşımının gözetlenmesi

İnternetin geleceğinin en önemli belirleyicilerinden biri telif hakları savaşı olacak. 2004 yılından bu yana Avrupalı müzik yapımcıları, telif hakkı ihlali içeren eserlerin ağda dolaşımını engellemek için İSS’leri filtre uygulamaya zorluyor. Audible Magic ve Detica Cview gibi bu amaç doğrultusunda geliştirilmiş DPI ürünleri de var.

Şimdiye kadar Avrupa mahkemeleri, DPI teknolojisinin İSS’lerde kullanımına, kullanıcı haklarını ve mahremiyeti ihlal ettiği gerekçesiyle izin vermedi. Avrupa mahkemelerine göre tüm ağın gözetimi, bu her şeyden önce suçluluğu ispatlanana kadar kişinin masum olduğu ilkesini ihlal ediyor ve tüm internet kullanıcılarının suçlu olduğunu varsayıyor.

6- Politik baskı ve sansür

DPI, ağı genel olarak izlemenin yanında belirli bir grup kullanıcının kimlerle haberleştiğini ve ne görüştüğünü izlemek için de kullanılabilir. DPI ürünlerini satan şirketler ürünlerinin, çocuk pornografisiyle, dosya paylaşımıyla ve terörizmle mücadele için kullanıldığını iddia ediyorlar.

Raporda özellikle son zamanlarda karışan Arap ülkelerinden ve İran’dan örnekler verilmiş. Batılılar’ın sattığı bu ürünler, bu ülkelerde muhalifleri takip etmek ve internet trafiğini kontrol etmek amacıyla kullanılmış. Büyük bir ihtimalle, DPI ile toplumun belirli kesimlerini izleyen ülkeler bunlarla sınırlı değildir…. Ama konjonktür gereği şimdilik bunları biliyoruz. DPI ürünlerini satan şirketler müşterilerini açıklamaktan kaçınıyorlar. Söz konusu ülkelerde karışıklıklar yaşanmasaydı veya bu ülkeler ABD’nin düşmanı olmasaydı bunları bilemeyecektik.

Sonuç

Phorm, Kuzuloğlu’na yaptığı açıklamada, mahremiyete saygı gösterdiğini, TTNET’in ve Phorm’un birbirlerinin verilerine/algoritmalarına erişip herhangi bir işlem yapamadığını iddia ediyor. Bu iddia doğru olsa bile gözetim üzerine çalışan birçok sosyal bilimcinin vurguladığı gibi, sınırlı bir amaç için kullanımına başlanan gözetim teknolojilerinin, başlangıçta niyet edilen amaçlar dışında kullanılması sık görülen bir durum. Şu an Phorm yapmasa bile, basındaki dinleme ve fişleme haberlerine baktığımızda endişe etmemiz için yeterince nedenimiz var.

İkincisi, internet kullanıcılarının metalaşmasına sessiz kalmamamız gerekiyor. TTNET’in gezinti.com sitesinde abonelerini nasıl sattığını açıklamak zorundayız.

Daha ayrıntılı bilgi ve yanlışlıkla bilgisayarınızda Phorm seçeneğini aktif hale getirip getirmediğinizi öğrenmek için http://enphormasyon.org/ sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

Kaynaklar

[1] Fuchs, Christian. 2012. Implications of Deep Packet Inspection (DPI) Internet Surveillance for Society , http://www.projectpact.eu/documents1/%231_Privacy_and_Security_Research_Paper_Series.pdf

[2] McStay, Andrew. 2011. Profiling Phorm: an autopoietic approach to the audience-as-commodity. Surveillance & Society 8(3): 310-322.

[3] Smythe, Dallas. W. 1977. Communications: Blindspot of Western Marxism. Canadian Journal of Political and Social Theory 1(3): 1-27

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir