SSCB ve Bilişim Teknolojileri

SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) 1991 yılında dağıldı. O zamanlar internet emekleme evresindeydi ve www (World Wide Web) henüz icat edilmişti. Tarih öncesi gibi görünse de SSCB’deki girişimler mutlaka tartışılması gereken bir konudur. SSCB’li bilim insanları ve mühendisler hedeflerine ulaşamamıştır ama idealleri bugün bile oldukça cüretkardır. Ancak idealleri ne kadar büyük olursa olsun SSCB yenilmiştir.

Aslında Melih Pekdemir’in Anne bak, kral çıplak! kitabında yazdığı gibi hepimiz yenildik:

Sadece Gorbaçov ya da SBKP değil, sen ve ben yenilmedik mi? Katılmadığımız bir savaşta… Sen ve ben, istediğimiz kadar, vakti zamanında revizyonizme karşı çıkmış, ya da Brejnevleri kıyasıya eleştirerek kendimizi onlardan sürekli ayrı tutmuş olalım, fark ediyor mu? Senin ve benim sosyalist olduğumuzu bilen mahallemizdeki bakkalın, komşumuz işçinin gözünde, sen de ben de yenilmiş sayılmıyor muyuz?

Bu yenilginin farklı boyutlarıyla ele alınması gerekiyor. Örneğin, internetteki ortaklaşa üretim pratikleri sık tartışılan konulardan biridir. Buna karşın İnternet neden ABD’den çıkmıştır da SSCB’den çıkamamıştır?

Ayrıca bilişim teknolojilerinin yararlarını tartışırken söz konusu teknolojilerin kapitalist toplumsal ilişkiler içinde üretildiğini unutmamak gerekiyor. Bazı durumlarda kullanıcılar, tasarımı henüz tamamlanmamış bir teknolojiyi tasarımcının ilk niyetinden farklı amaçlarla kullanabilir ve teknolojinin sonraki tasarımlarına yön verebilirler. Ancak bu müdahale şansı sadece belirli bir süre için geçerlidir ve sınırlıdır. Üretim araçlarına sahip olan sınıf, teknolojinin tasarımını da kendi çıkarlarına göre yönlendirmede daha avantajlıdır. Bilim insanları ve mühendisler yaratıcılıklarını çoğu zaman daha fazla kar için kullanacaktır. Peki kapitalizme meydan okuyan SSCB’de teknolojinin gelişimi nasıl olmuştur? Bu yazıda, SSCB’de bilişim teknolojilerinin kısa bir tarihçesini Slava Gerovitch’in kitap ve makalelerinden aktarmaya çalışacağım. Böyle kapsamlı bir konu için tek bir yazarın yeterli olacağını sanmıyorum, ama en azından bir başlangıç olabilir.

II. Dünya Savaşı sonrasında hem ABD’de hem de SSCB’de bilim ve teknoloji çalışmalarında, soğuk savaş koşulları belirleyici oldu. 1968’de planlanan ARPANET’in (Gelişmiş Araştırma Projeleri Dairesi Ağı) Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı bünyesine bağlı ARPA (Gelişmiş Savunma Araştırmaları Projeleri Birimi) tarafından geliştirildiği ve internetin öncülü olduğu bilinir. Daha az bilinen ise benzer ama daha iddialı planların 1960’ların başında SSCB’de de yapıldığıdır. 1950’lerde başlayan sibernetik tartışmaları SSCB’de bilim ve teknolojinin gelişiminin anlaşılabilmesi için kritiktir.

Sibernetik, Dil Derneği’nin (http://www.dildernegi.org.tr/) Türkçe sözlüğünde “Canlılarda ve makinelerde kontrol, iletişim ve işleyişi inceleyen bilim” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca kybernétes, “dümenci” kelimesinden gelmektedir. Sibernetiğin inceleme konusu mekanik, fiziksel, düşünsel ya da toplumsal sistemlerdir. ABD ve SSCB’deki sibernetik çalışmalarına bakıldığında farklı disiplinlerin sibernetik ilkeler çerçevesinde kendi alanlarında yeni paradigmalar ortaya attıkları görülmektedir. Biyolojik sibernetik genetiğin, fizyolojik sibernetik Pavlovcu olmayan etkinlik fizyolojisinin, sibernetik dilbilim ise yapısal dilbilimin çıkışına kapı aralamıştır.

Sovyet bilim insanlarına göre sibernetik, üç alanın bileşiminden oluşur: Enformasyon teorisi, insan düşünüşü gibi öz düzenlemeli mantıksal süreçler olarak bilgisayar teorisi, sinir sistemi de dahil olmak üzere otomatik kontrol sistemleri. Buna göre sibernetiğin başlıca dört tanımı vardır:

  1. Matematiksel metotlarla, kontrol sistemlerine ve süreçlerine çalışan bir bilimdir.
  2. Makinelerdeki, canlı organizmalardaki ve toplumdaki yönetişim ve kontrol süreçleri üzerine çalışan bilimdir.
  3. Enformasyonun, iletimi, işlenmesi ve saklanmasına çalışan bilimdir.
  4. Fiili kontrol süreçlerini tanımlayan algoritmaların oluşumunu, dönüşümünü ve yapısını inceleyen metotlara çalışan bilimdir.

Fakat Gerovitch’in belirttiği gibi sibernetiği klasik bir bilimsel disiplin, bir mühendislik yaklaşımı ya da felsefi bir akım olarak sınıflandırmak eksik olacaktır. Sibernetik, her birine benzemektedir. Ama bu benzerliğin de ötesinde farklı disiplinlerdeki matematiksel modelleri, açıklayıcı çerçeveleri ve metaforları bir araya getirerek yeni bir dil yaratmıştır.

Birçok tarihçi sibernetiğin temellerinin ABD’li matematikçi Norbet Wiener’in II. Dünya Savaşı sırasında yaptığı uçaksavar çalışmalarında atıldığını düşünmektedir. Bundan kaynaklı olarak da sibernetiğin askeri kontrol ve iletişimle ilgili örüntüler içerdiğini iddia etmektedir. Bu tarihçilere göre soğuk savaştaki kapalı dünya söylemine uygun olarak sibernetikte de kontrol etme ve yönlendirme için hesaplanabilir bir dünya ön görülmektedir. Buna karşın teknoloji tarihçisi David A. Mindell, Wiener’in sibernetiğin temel ilkeleri üzerine çalışmaya uçak savar projesi iptal edildikten sonra başladığına işaret etmektedir. Mindel’e göre sibernetiğin kökenlerini savaş öncesinde servomekanizmalar üzerine çalışan, telefon ağı ile sinir sistemi arasında analoji kuran kontrol mühendisliği ve haberleşme mühendisliği çalışmalarında aramak daha doğru olacaktır. Wiener kendinden önceki bu yaklaşımları geliştirmiştir. 1943 yılında Wiener, Rosenblueth ve Bigelow yayımladıkları makalede amaçlı insan davranışındaki geribildirim mekanizmasının işleyişinin “herhangi bir mekanizmanın işleyişini hatayı algılayarak yan bir geri besleme düzeneğinin yardımıyla denetleyen ve hatayı gideren otomatik aygıt” (https://tr.wikipedia.org/wiki/Servo_motor) olan servomekanizmalarla benzer olduğunu öne sürerler. Farklı disiplinlerden aldıkları kavramları (kontrol mühendisliğinden geri bildirim, psikolojiden amaç, felsefeden erekbilim, matematikten ekstrapolasyon) birleştirerek hem insanların eylemini hem de makinenin işleyişini açıklamaya çalışırlar. Bir diğer deyişle, insanların ve makinelerin benzer kavramlarla tanımlanabileceğini savunurlar. Aynı metotlarla, hem insanlar hem de makineler üzerine çalışılabileceğini düşünmektedirler.

Makine İnsan Toplum
Sinyal İletişim Özgür Basın
Enformasyon Anlam İfade Özgürlüğü
Sistem Fizyoloji İktisat
Öz düzenleme Homoestaz Demokrasi
Düzenleme Düşünme Yönetim
Bilgisayar Beyin Hükümet

Wiener’in 1948 yılında basılan Sibernetik adlı kitabı büyük ilgi görür. Wiener, toplumsal, biyolojik ve teknolojik problemlere yönelik sibernetik çözümler önermekte ve bu problemlerin bilgisayar modellemesi, enformasyon işleme ve geri bildirim kontrolleriyle aşılabileceğini savunmaktadır. Popüler basın, sayısal bilgisayarları “elektronik beyinler” olarak selamlar. Scientific American dergisi sibernetiği “Bir Makine Gibi Görünen İnsan” başlığı ile duyurur. Siyaset bilimciler “hükümetin sinirlerinden” söz etmeye başlar. Mühendisler, gazeteciler ve iktisatçılar geleceğin akıllı robotlarını müjdelemektedir. Ortalıkta “işletme sibernetiği” satmaya çalışan satıcılar dolaşmaya başlar. Moleküler biyologlar, geni “evet-hayır” kararı verebilen “en küçük mesaj birimi” olarak kavramsallaştırırlar. Kalıtım ve yaşam anlatıları programlanmış iletişim sistemleri olarak yeniden yazılır.

Başta Wiener olmak üzere sibernetikçilerin evrensel bilim arayışının her şeyin sibernetikleşmesindeki rolü büyüktür. Ama birçok sibernetikçi gibi Wiener da bazı heveslilerin otomasyon ve sibernetik kelimelerini yerli yersiz kullanmasından rahatsızdır. Enformasyon teorisinin babası olarak bilinen Claude Shannon, sibernetik kapsamında ele aldığı enformasyon teorisi kavramlarının yerli yersiz her problemi çözer biçimde kullanılmasından o kadar rahatsız olur ki artık enformasyon teorisi hakkında konuşmak istemez.

Fakat bu her şeyin sibernetikleşmesi bilim insanlarına ve mühendislere farklı bir bakış açısı sunmuştur ve farklı alanlarda gerçekten kayda değer yenilikler yaşanmaktadır. İnsan zihninin bilgisayar, bilgisayarın da insan zihni olarak ele alınması her iki alandaki araştırmalar için de faydalı olur. Wiener makinelerin çalışmasını insanlaştırırken, sibernetiğin bir diğer önemli ismi Von Neuman başka bir açıdan düşünerek insan aklını rasyonel bir çerçeveye oturtmaya çalışmaktadır. Von Neuman’ın saklı program (stored program) mimarisini oluştururken nörofizik alanındaki çalışmalardan faydalanacaktır.

Bugün olduğu gibi o zaman da temel soru(n)lardan biri bu teknolojik gelişmelerin insanlığa ne getireceğidir. Kuşkusuz bilgisayarlar askeri amaçlar için geliştirilmektedir. Von Neuman gibi birçok bilim insanının bu duruma bir itirazı yoktur. Ama Wiener, Hiroşima’ya atılan atom bombasından sonra askeri projelerden çekilmiş ve teknolojiye daha eleştirel yaklaşmaya başlamıştır. Ona göre sibernetik, toplum için hem olumlu hem de olumsuz olabilecek bir potansiyele sahiptir. Otomatik fabrikalar ve insansız montaj hatları ikinci sanayi devriminin habercisidir. Bu durum toplum için bolluk anlamına gelebileceği gibi şimdiye kadar görülmemiş bir toplumsal yıkıma da neden olabilecektir. Kapitalizmin “görünmez el”ine inanmamakta, ABD kapitalizmini kıyasıya eleştirmektedir. 1950’de yayımlanan kitabında (The Human Use of Human Beings: Cybernetics and Society) sibernetiği ve toplumu tartışmakta ABD ve SSBC’de iletişim araçları üzerindeki sıkı kontrolü eleştirmektedir. Wiener, sibernetiği liberal siyasetin temeli yapmaya çalışmaktadır.

Peki SSCB’de durum nedir? ABD ve SSCB arasında teknoloji alanında kızgın bir rekabet olduğundan ABD’deki sibernetik akımın SSCB’de de etkili olması, hatta savaş karşıtlığından dolayı sosyalist dünyada Wiener’a karşı bir sempatinin doğması beklenir…

SSCB’deki İlk Sibernetikçiler

Soğuk savaş koşulları ABD’de de olduğu gibi Sovyet biliminin gelişiminde de belirleyici olmuştur. Hiroşima sonrasında nükleer silahların politik önemini fark eden Stalin, ABD’nin nükleer silah gücüne erişebilmek için seferberlik ilan eder. Nükleer silah çalışmalarını radar ve roket bilimi alanında yapılan çalışmalar izler. Hedef, en kısa sürede ABD’yi yakalamaktır. Araştırmalar için neredeyse sınırsız fonlar sunulur. Bu süreçte, Sovyet biliminde önemli atılımlar gerçekleşir. Batı’da sibernetiğin zeminini oluşturan bilgi birikimi SSCB’de de mevcuttur. Soğuk savaş öncesinde Batılı ve SSCB matematikçiler birbirlerinin çalışmalarını yakından takip etmektedirler. 1940’larda ve 1950’lerin başlarında SSCB kontrol mühendisliğinde başarılı çalışmalar yürütülmektedir. Aleksandr Andronov’ın yönetiminde iki ayrı çalışma grubu Moskova’daki Otomasyon ve Uzaktan Kontrol Enstitüsü’nde ve Gorki Üniversitesinde otomatik kontrol teorisi üzerine verimli çalışmalar yapmaktadır. Soğuk savaş döneminde farklı kampta yer alan bilim insanları arasında ilişkiler zayıflamasına karşın ABD’ye yetişip onu bilim ve teknoloji alanında geride bırakmaya kararlı Sovyet bilimcilerin ve mühendislerin ABD’deki gelişmelerden haberdar olmaması gibi bir durum söz konusu değildir.

Andronov 1949’da Gorki’deki bir arkadaşına Wiener’in kitabını çok merak ettiğini ama henüz ona erişemediğini söylemektedir. Daha sonra kitabın bir kopyasını elde eder, kitabı meslektaşlarıyla paylaşır ve tartışırlar. Sibernetik hakkındaki düşünceler ve yorumlar hızla yayılır. Sibernetik hakkında çok uç düşünceler vardır. Bir kesim sibernetiği coşkuyla karşılarken, başka bir kesim sibernetiği sert bir dille eleştirmektedir. Bilim dünyasında sibernetiğin disiplinler arası yaklaşımı Sovyet Bilimi’ndeki yerleşik yapıları sarsacak niteliktedir. II. Dünya Savaşı’nda Wiener ile çalışmış ve en az onun kadar bir matematik dehası olan Andrey Kolmogorov, biyolojiyle matematiği bir araya getirmeye çalışır. Trofim Lysenko taraftarlarıyla genetikte istatistiksel metotların kullanımı hakkında girdiği polemik sonucunda ideolojik lince uğrar. İdeolojik tartışmalardan kaçınmak için bundan sonra matematiği sadece fiziksel problemler için uygulayacak, fen ve sosyal bilimlerden özenle kaçınacaktır. Öğrencilerine de aynısını tavsiye etmektedir.

Sibernetik, yerleşik okulları sarsacak bir bakış açısı sunmaktadır. 1950 yılının mayıs ayında sibernetiğe karşı örgütlü bir kampanya yürütülür. Literaturnaia gazeta’da Wiener’in bilim insanlığı sorgulanır ve ABD’de bilgisayar mitinin aldatıcılığı hakkında yazılır. 1951’de Felsefe Enstitüsü’nce basılan bir kitapta sibernetikçiler anlamsal idealistler olarak adlandırılır. 1954’de çıkan başka bir eleştiride ise sibernetik, modern mekanikçiliğin bir biçimi olarak tanımlanır. Bu eleştirilerin büyük bir kısmı, bilim insanlarından değil, bilimsel altyapısı olmayan resmi ideolojinin “filozoflarından” gelmektedir. Örneğin, Literaturnaia gazeta’nın bilim editörü Boris Agapov, Wiener’i okumadan onu eleştirebilmektedir. Agapov, Batı’nın askerlerin yerine düşünen makineleri savaş alanına sürmekle gülünç duruma düştüğünü belirtmektedir. Agapov’a göre kapitalistler, işçiler yerine itaatkar makineleri koymak istemektedir. Daha sonra Time dergisinin kapağından yola çıkarak sibernetiğin militaristliğini ispatlamaktadır. Agapov’un bu yazıları resmi kurumların da sibernetiğe karşı olumsuz yaklaşmasına neden olur; Moskova’daki Lenin Devlet Kütüphanesi Wiener’in sibernetiğini dolaşımdan kaldırır.

Sibernetik sahte bir bilim olarak adlandırılır. Soğuk savaş rüzgarlarında bu düşünce dalga dalga gazetelere ve dergilere yayılır, buralarda yeniden üretilir. Sovyet felsefecileri, devletin soğuk savaş ideolojisi gereği yabancı düşünce akımlarına savaş açmışlardır ve ideoloji cephesi, burjuvazinin yeni adlarla piyasa sürdüğü felsefi akımları eleştirip yok etmeyi görev edinmiştir. Sibernetik de bu burjuva akımlardan biri olarak görülmektedir. Bu nedenle, sibernetik kimi zaman idealizmle kimi zaman da mekanizmle suçlanacaktır. Bazen işe yaramaz sahte bir bir bilim olarak tanımlanacak, bazen de sibernetiğin işe yaramazlığı unutulup Batı’nın askeri çıkarlarına hizmet ettiği savunulacaktır. Amaç tutarlı olmak değil, sadece Marksizme aykırı düşüncelere saldırıp yok etmektir. Neyin Marksizme aykırı olduğu, buna nasıl ve kimlerin karar verdiği ise ise daha trajikomik bir konudur.

Eleştiriler daha çok matematik ve mühendislik bilgisi zayıf filozoflardan ve psikologlardan gelmektedir. Eleştiriler, eleştirilen konuları ana kaynaklarından okumadan ve ikincil kaynaklardan, çoğunlukla da popüler Batı medyasından beslenerek yapılmaktadır. Örneğin Wiener’in, “Enformasyon, enformasyondur, madde veya enerji değildir.” sözü “Enformasyonun madde veya bilinçle hiçbir ilgisi yoktur” haline getirilerek idealizme savaş açılmaktadır.

Aslında ideolojik cephede bunlar yaşanırken askeri cephede durum farklıdır. Arka planda Sovyet mühendisler sibernetiğin ve bilgisayarların öneminin farkındadırlar. Üç alana özel bir önem verilmektedir: nükleer silahlar, roketler ve roket savarlar. SSCB’de de ilk bilgisayarlar da ABD’de olduğu gibi askeri alanlarda ihtiyaç duyulan hesaplamaları yapabilmek için geliştirilmiştir.

1950 yılında, Moskova’daki Hassas Mekanik ve Bilgisayar Teknolojisi Enstitüsü yöneticisi Mikhail Lavrentev, bilgisayar alanında ABD’nin 10-15 yıl gerisinde olduklarını, beş yıl içinde bu açığı kapatarak Stalin’i hayal kırıklığına uğratmayacaklarını söylemektedir. Sibernetiğin aykırı söylemlerinden arındırılmış bir teknoloji söylemiyle ABD’de çıkan yayınlar hızla incelenmekte ve iki yıl geçmeden Rusça’ya çevrilmektedir. Gerekli durumlarda kitapların önsözüne yazarın ideolojik yönelimlerini eleştiren önsözler ekleyerek kitabın sorunsuz bir şekilde sansürden geçmesi sağlanmaktadır. Herhangi bir ideolojik eleştiriye maruz kalmamak için çeviride kullanılan dil özenle seçilmektedir.

Teknik kitapların aksine felsefi ya da sosyolojik spekülasyonlar içeren kitaplar ise basılmamaktadır. Bu nedenle, sadece az sayıda kontrol mühendisi Wiener’in Sibernetik kitabına erişebilmiş ve ondan esinlenebilmiştir. Kitap, Moskova’daki Enerji Enstitüsü’ndeki Isaak Bruk Elektrikli Sistemler Laboratuvarı’ndaki mühendisleri etkilemiştir. Bu mühendislerden biri de Sovyet bilgisayarları M-1 ve M-2’nin yapımında aktif rol almış Mikhail Kartsev’dir. Kartsev, bilgisayarların sadece askeri amaçlarla kullanılmasını yeterli görmemektedir. 1954 yılında enstitüdeki bir tartışmada bilgisayarların askeri alanlar dışında kullanımıyla ilgilendiğini ifade etmiştir. Kartsev’in çalışma arkadaşı ve aynı zamanda M-1’in yapımını yöneten Nikolai Matiukhin özellikle ekonomi alanında bilgisayarların önemli işler yapabileceğini düşünmektedir. Matiukhin, ABD’deki bilgisayar kullanımını örnek göstererek SSCB’deki gibi planlı bir ekonomide bilgisayarların çok daha başarılı olacağı savunmaktadır. Ne yazık ki her ikisi de kariyerlerine askeri projelerde devam etmek zorunda kalacaklardır.

Soğuk savaş, ülke kaynaklarının askeri projelere yönlendirilmesine neden olmaktadır. Bilgisayarlar ağırlıklı olarak askeri projeler için kullanılmakta, diğer alanlardaki araştırmalar için bilgisayarlardan faydalanılması çok sınırlı olmaktadır. Fakat projelerin yalnız düşmanlardan değil, halktan da gizli yürütülmesi ve basında yer alan haberler bilgisayarların sivil alanlara taşınmasının önüne geçmekte, teknoloji kullanıcıların fikirlerinden ve katkılarından beslenememektedir. Bilgisayarları kendi çıkarlarına göre geliştirmek isteyecek bir özel sektör olmadığı gibi bilgisayarları toplum yararına geliştirmek isteyen araştırmacılar için de hareket alanı yoktur. Bunun sonucunda inovasyon askeri araştırmalar ve ABD’den alınanlarla sınırlı olacaktır.

Bilgisayarlar Yardıma Çağrılıyor

Stalin’in ölümünden sonra yorgun bir SSCB vardır. Tarımdaki zorla kolektifleştirme, hızlı sanayileşme ve savaşın yıkıcı etkileri nedeniyle sanayide oransızlıklar, kıtlık ve keyfi fiyatlandırma yaşanmaktadır. Merkezi planlama, her ekonomik birime üretim kotası atamakta ve ürünleri sürekli değişen ulusal plana göre dağıtmakta zorlanmaktadır. Yukarıdan aşağı alınan kararlar sonucunda insanlar inisiyatif almak istememekte ve yenilikçi hamleler yapılamamaktadır. Bu sorunları aşmak için atılan adımlar ise bürokrasiyi artırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Stalin’den sonra SBKP Genel Sekreterliği’ne Kruşcev gelir. Kruşçev, 1956 yılında yapılan SBKP’nin 20. Kongresi’nde Stalin’i ve Stalin dönemini sert bir dille eleştirir. Ekonomi yönetimini daha az merkeziyetçi hale getirmek için köklü reformlar yapmak ister. Bu doğrultuda bölgesel ekonomik konseyler kurar. Konseyler, her biri özel bir tarım ya da sanayi kolundan sorumlu olan merkezi bakanlıkların yerini alacak ve kendi bölgelerindeki tüm üretimi organize edeceklerdir. Fakat bölgeler arasındaki koordinasyonsuzluk nedeniyle tedarik zincirlerinde sorunlar yaşanır. Bölgeler arasındaki koordinasyonu sağlayacak üst konseyler kurulur. Her bir Sovyet cumhuriyeti, bu konseylerden oluşan daha üst bir konsey kurar ve ardından bu konseyler de merkezi bir konsey altında birleştirilir. Daha sonra da farklı sanayi kolları arasındaki koordinasyonu sağlamak için devlet komiteleri oluşturulur. 1963 yılında varılan nokta eskisinden daha merkezi bir yapı ve artan bürokrasidir. Üstelik 1959-1963 yılları arasında üretim çıktısı kararlı bir şekilde azalmıştır.

Stalin, hiçbir zaman sibernetik aleyhinde konuşmamış ve bilgisayar alanındaki araştırmaları desteklemiş olsa da Stalin döneminde devletin resmi filozofları sibernetiğin önünü tıkamışlardır. Kruşcev döneminde sibernetikçiler rahat bir ortama kavuşurlar. Ekonomide farklı deneylere girişildiği bu dönemde bazı ekonomistler, matematikçiler ve bilgisayar uzmanları ekonomi yönetiminin bilgisayarlar yardımıyla yapılıp yapılamayacağı tartışılmaya başlar. Stalin döneminde matematiksel yaklaşımların ekonomide kullanılmasına kuşkuyla yaklaşılmış ve ideolojik olarak eleştirilmiştir. Şimdi ise matematiksel ekonomik modellerden söz edilmekte ve bilgisayarlar bir kurtarıcı olarak görülmektedir. Bilgisayarların hesapları hızlı ve doğru yapabilmesi karar süreçlerini hızlandıracağı ve bürokrasiyi azaltacağı düşünülmektedir.

Sibernetik hesaplama demektir ve “her zaman doğruyu söyleyen” bilgisayarlarda cisimleşmektedir. Fen bilimleri ve sosyal bilimler matematiksel metotlarlar ve bilgisayar modelleri ile tanışmaktadır. Askeri alandaki çalışmalar nihayet kendine farklı bir alan bulabilmiştir. Ekonomideki bilgisayarlaşmanın ardında da daha önce askeri projelerde çalışmış mühendisler vardı. Bu nedenler, ekonomiye getirdikleri yaklaşımlar da askeriyedeki komuta kontrol sistemlerini çağrıştırmaktadır. Ekonomi alanındaki hedef enformasyon akışlarının yönetimi ile Sovyet ekonomisini tamamen kontrol edilebilen ve optimum işleyen bir sistem haline getirmektir.

1959 yılında, ARPANET’in bile olmadığı bir zamanda, Savunma Bakanlığı mühendislerinden Anatolii Kitov (aynı zamanda SSCB’de sibernetik hakkında yazılan ilk makalenin ortak yazarlarındandır) dijital bilgisayarlar hakkında yazdığı kitabı (SSCB’de bu konuda yazılan ilk kitaptır) Kruşcev’e gönderir. Kitabın yanında bir de mektup vardır. Kitov mektubunda bilgisayarlarla otomatikleştirilmiş sistemlerin yönetimsel faydalarından söz etmektedir. Fabrikalara ve devlet kurumlarına bilgisayar kurmayı daha sonra da bu bilgisayarları birbirine bağlayarak ulusal bir ağ inşa etmeyi önermektedir. Ekonomi yönetiminin bilgisayarlaştırılması ile sosyalizm, kapitalizme karşı nihai bir zafer elde edecektir.

Merkez Komite, Kitov’un önerisini kısmen kabul eder. Ekonomik analiz, istatistik ve planlama alanlarında bilgisayarlaşma ve buna yönelik bilgisayarların geliştirilmesi desteklenir. Ancak Kitov’un en radikal fikri, “ulusal bir ağ kurulması ve tüm ekonominin otomatikleştirilmiş yönetimi” geçiştirilir. Bu kısmi başarı, sibernetikçileri yüreklendirir. 1959 yılının kasım ayında Kitov, Sovyet mühendisliğinin önemli isimlerinden Aksel Berg ve ünlü bir matematikçi olan Alexey Lyapunov ile ortak yazdıkları makalede yine bilgisayar ağlarını ve ağ üzerinden enstitülere ve kuruluşlara bilgisayar hizmeti verecek devlet tarafından yönetilen işlem merkezlerini gündeme getirirler. Bulut bilişim anlatılarında bulut bilişimin kökenleri anlatılırken ünlü bilgisayar bilimcisi John McCarthy’nin 1961’de “bir hizmet olarak bilişim” hakkında yazdıklarına yer verilir. Oysa Sovyet bilimciler ve mühendisler bunu daha önce öngörebilmiştir. 1960 yılının eylül ayında Parti’nin yayın organı Komunist’e yazdıkları yazıda aynı öneriyi tekrarlarlar. Bilgisayarların ekonomi yönetimini verimli ve daha üretken kılacağını, ulusal ekonominin yükselişi için sağlam bir zemin yaratacağını savunurlar.

Kitov durmaz; daha sonra da ulusal ağın maliyetini düşürmek amacıyla askeri ve ekonomik uygulamalar için iki farklı ağ yerine tek bir ağ kurmayı önerir. Çoğu durumda askeri gereksinimler ağın tamamını kullanamayacağı için ağ ekonomik uygulamalar için de kullanılabilecektir. Ağ gizli, yerin altında ve bombalara karşı korunaklı olacaktır. Kitov bu öneriyi yaptığı zaman en büyük destekçisi olan Berg hükümetten ayrılmıştır, önerisini destekleyecek üst düzey yöneticiler yoktur ve önerisi reddedilir. Kitov ısrarları ve üstlerine karşı itaatsizliği nedeniyle Parti’den, ordudan atılır ve bilgisayar merkezindeki görevinden uzaklaştırılır. Kitov’a göre önerileri iktidardakilerin gereksizliğini ortaya çıkaracağı için kabul edilmemiştir. Gerovitch’e göre asıl neden büyük ihtimalle askeri yetkililerin ulusal ekonomi konusunda herhangi bir risk almaktan kaçınmaları ve başarısızlık durumunda suçlanmak istememeleridir.

Buna rağmen, SBKP’nin 1961’deki 22. Kongresi’nde alınan kararlar gereği sibernetik alanındaki çalışmalar devam etmektedir. Sibernetiğin komünizmin maddi ve teknik temelini oluşturacağı düşünülmektedir. Popüler Sovyet basını bilgisayarları “komünizmin makineleri” olarak adlandırmaktadır. İşin ilginci ABD panik halindedir. CIA hazırladığı raporda sibernetiğin başarılı olması durumunda dünya piyasalarının yanı sıra Batı toplumunun da moralman çökeceğini belirtmektedir.

1962 yılında bir başka mühendis Aleksandr Kharkevic, tüm telefon, telgraf, televizyon ve radyo sinyallerini ortak bir ağ üzerinden dijitalleştirmeyi önerir. Merkezi bir enformasyon deposu olacak, kullanıcılar ağa bağlı cihazlarla sorgulamalar yapabilecektir. Parti yöneticileri gerçekten de bilgisayarlarla ekonomi yönetiminindeki sorunların çözülebileceğine inanmaktadır. Kiev Sibernetik Enstitüsü’nden Viktor Glushkov, gerekli araştırmayı yapmak üzere görevlendirilir. Glushkov, Kitov’un ulusal ağ fikrine yabancı değildir. 1963 yılında yüzden fazla kuruluşu ziyaret eder ve inceler. Hazırladığı taslağa göre büyük şehirlere 100-200 büyük bilgisayar merkezi kurulacak ve bunlar bölgesel düğümleri oluşturacaktır. Daha küçük çaplı 20 bin bilgisayar merkezi de devlet kuruluşlarına ve büyük işletmelere kurulacaktır. Ağ, dağıtık bir veri bankası olacak ve bir yetkilendirme sistemiyle ağa erişen terminaller bu veri bankasından faydalanabilecektir. Glushkov, emek, üretim ve dağıtım süreçlerinin ağ üzerinden izlenebileceğini ve hatta paranın ortadan kalkabileceğini düşünmektedir. Böylece komünist ideallere bir adım daha yaklaşılacaktır.

Önceki sibernetikçilerden farklı olarak Glushkov sadece matematikçilerle ve bilgisayar bilimcilerle değil, ekonomistlerle de beraber çalışmaktadır. Bilimler Akademisi’nin Matematiksel Ekonomi Enstitüsü’nün başında bulunan Nikolai Fedorenko ile yazdıkları makalede üç kısımdan oluşan bir plan önerirler: Temel enformasyonu toplamak amacıyla on binlerce yerel bilgisayardan oluşan bir ağın oluşturulması, büyük şehirlerde 30-50 arası orta düzey bilgisayar merkezinin kurulması; hükümetin tüm ağı kontrol ettiği ve hükümete hizmet veren bir bilgisayar merkezinin kurulması. Açıkçası Glushkov teknik bir iş yapmamakta, tüm bürokrasiyi yeniden örgütlemek istemektedir.

Glushkov’a karşı iki kesimin itirazı vardır. Tahmin edilebileceği gibi, verimsizlikleri açık seçik ortaya çıkacağı, enformasyon üzerindeki iktidarlarını ve kontrollerini azaltacağı ve en önemlisi de kendilerini gereksiz kılacağı için bürokratlar Glushkov’un planına sıcak bakmamaktadır. Liberaller ise ekonomik problemlerin planlamanın ve yönetimin ademi merkezileştirilmesiyle çözülebileceğini düşünmekte, Glushkov’u ekonomi yönetimini daha merkezi hale getirdiği için eleştirmektedirler.

Glushkov’un planının en büyük sorunu ise planın ancak tümüyle uygulamaya konulduğu ve çalıştığı taktirde fayda sağlayacak olmasıdır. Plan daha ilk adımlarında tökezlemeye başlar. Enformasyon toplamakla görevli Merkezi İstatistiksel Yönetim Kurumu, kendisinin işini elinden almayı hedefleyen bilgisayar merkezlerine sıcak yaklaşmaz. Devlet Planlama Komitesi’nin ise planlamayı otomatize ederek kendini devre dışı bırakan bir sistemi benimsemesi zordur. Glushkov’un planına müdahaleler olur. Kurumlar arası çıkar çatışmaları yaşanır. Bunun sonucunda 1966-1970 yılları arasında herhangi bir koordinasyondan ve ağ bağlantısından yoksun birbirinden kopuk 414 sistem ortaya çıkar.

1960’ların sonunda SSCB’nin ARPANET projesini öğrenmesiyle tekrar bir hareketlenme olur ve Glushkov daha iddialı bir projeyle teklifi yapar: OGAS (National Automatized System of Administration of Economy). OGAS, yine ekonominin yönetiminini otomatikleştirilmesini hedeflemektedir. Daha iddialı bir proje olmasına karşın Glushkov bu sefer daha temkinlidir. OGAS’ın ekonomiyi değil, enformasyon akışını kontrol edeceğini savunur. OGAS ağdaki enformasyon işlemeyi kontrol edecek ve yapılacak işleri farklı bilgisayar merkezlerine dağıtacaktır. Glushkov OGAS’ı evrensel enformasyon bankası olarak kurgulamaktadır.

Buna ilk itiraz liberal entelektüellerden gelir, Glushkov devasa bir gözetim sistemi kurmakla suçlanır. Bazıları bunun teknolojik bir ütopya olduğunu düşünmektedir. Yönetim uzmanları ise gerekli yönetimsel reformlar yapılmadan bilgisayarların işe yaramayacağı görüşündedir. Glushkov ise OGAS’ı yukarıdan aşağı bir reform aracı olarak görmektedir. SKBP’nin 1971’de 24. Kongresi’nde OGAS önerisi kabul edilmesine karşın bu karar daha sonra geri alınır. Sovyet liderleri, OGAS’ın politik iddialarını fark etmiştir ve güç dengelerini sarsacağını anlamıştır. OGAS düşüncesi kağıt üzerinde varlığını korur ama yönetimin bundan sonra tekil enformasyon yönetim ağları kurmaya yönelecektir. 1971-1975 yıllarında her bakanlık kendi bilgisayar sistemini kuracak, ama bu sistemler yazılım ve donanım uyumsuzlukları nedeniyle diğer sistemlerle birlikte çalışamayacaktır. Bakanlıkların birbirlerini rakip olarak görmeleri ve iktidar alanlarına diğer bakanlıkları yaklaştırmak istememeleri ulusal bir ağın oluşumunu engeller.

Sonuçta SSCB’nin hiçbir zaman ulusal bir ağı olamaz.

***

Başarısızlığın farklı nedenleri var. En başta zamanın teknolojisinin henüz yetersiz olması gösterilebilir. Batılı analistler, güvenilir olmayan çevre birimlerinin ve modemlerin, düşük kalitedeki telefon hatlarının ve zayıf yazılım sanayinin belirleyici etkenler olduğunu belirtmektedir. Gerovitch ise çalışmalarında politik etkenlere vurgu yapmaktadır. İnternetin araştırma laboratuvarlarını ve üniversiteleri birbirine bağlamak gibi daha mütevazi bir hedefinin olması ABD hükümetinin internet üzerindeki gözetimini de gevşetmiştir. Bilgisayarlar ile toplumu ve ekonomiyi yukarıdan aşağı yeniden örgütlemek, bunu hem devlet eliyle hem de devleti yeniden yapılandırmak için yapmak ister istemez teknolojinin politik kaygılar ve güç savaşları içinde boğulmasına neden olacaktır.

Bunun dışında, bence biraz zamana ihtiyaç vardı… Hem teknolojik olarak hem de toplumun yeni bir teknolojiye hemen ayak uydurması zordur. 2000’li yılların başında şirket kendi bünyelerinde kurdukları müşteri ilişkileri yönetimi ya da kurumsal kaynak planlama yazılımlarında bile sayısız başarısızlığa uğradı. Sosyal medya kullanımı çok yaygın ama e-Devlet uygulamaları hala yaygınlaşamadı ve kurumların ağlarla birbirine bağlanması, birlikte çalışabilirliğin önemsenmeye başlaması henüz yeni yeni gerçekleşiyor. Tartıştığımız ise 50 yıl öncesinde, devasa bir alana yayılmış bir ülke…

Her şeye rağmen, Ekim Devrimi’nin 98. yılında teknolojiyi insanlık yararına kullanmak isteyen ABD’li Wiener’i, başta Kolmogorov, Berg, Kitov, Glushkov olmak üzere Sovyet bilim insanlarını ve mühendislerini saygıyla anıyorum…

Kaynaklar

Gerovitch, S. (2002). From newspeak to cyberspeak: a history of Soviet cybernetics, The MIT Press

Gerovitch, S. (2008). InterNyet: why the Soviet Union did not build a nationwide computer network. History and Technology, 24(4), 335-350.

Gerovitch, S. (2009). The Cybernetics Scare and the Origins of the Internet. Baltic Worlds, 2(1), 32.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir