Kesin Bilgi Mi?

Hatırlanacağı üzere 6 Şubat 2014 yılında kabul edilen 6518 sayılı torba kanunla (https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6518.html) 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanununun bazı maddeleri yeniden düzenlenmiş ve genişletilmişti. CHP de 1,5 yıl önce bu düzenlemelerin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Mahkeme kararını açıkladı. 6518’in bazı hükümlerini iptal ederken bazılarının iptal istemini reddetti. İptal istemi reddedilenler arasında TİB’e (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) hakim kararı olmaksızın erişim engelleme yetkisi veren düzenleme de vardı. TİB önümüzdeki günlerde de mahkeme kararı olmaksızın site engellemeye devam edebilecek!

TİB’in bu yetkisinin sonuçlarını özellikle 1 Kasım seçimleri öncesinde açık seçik gördük. Muhalif siteler tekrar tekrar sansürlendiler. Örneğin 14 yıldır yayınına devam eden sendika.org sitesine erişim 25 Temmuz 2015 tarihinde engellendi. Site, adını değiştirerek (sendika1.org, sendika2.org vs) okuyucusuyla buluşmaya çalıştı. Fakat bir süre sonra ve çoğunlukla bir sonraki toplumsal krizde tekrar engellendi; bu yazı yazıldığı sırada dokuzuncu kez engellenmişti ve sendika8.org adıyla yayınına devam ediyordu. Yeni düzenleme iptal edilmediği sürece bu tür engellemelerle sık sık karşılaşılacağız ve bu sansür uygulamaları özellikle ana akım medyanınkinden farklı seslere en çok ihtiyaç duyduğumuz anlarda olacak.

İnternet muhalefete iktidarın tam olarak kontrol edemediği özerk alanlar sağlıyor. Engellenen muhalif sitelerde iktidarı rahatsız edebilecek makaleler olabilir. Ama aynı makaleler basılı bir yayında yer alsa (ne kadar rahatsız edici olursa olsun) bu kadar katı bir sansürle karşılaşmazdı. Asıl sorunun, bu sitelerin ana akım medyanın vermediği veya veremediği haberleri, yurttaş haberciliğinin de (citizen journalism) yardımıyla, sıcağı sıcağına okuyucuya iletebilmesi olduğunu düşünüyorum. Yurttaş gazeteciliğinde halk, “haber ve bilgiyi toplama, kaydetme, analiz etme ve yayma süreçlerinde” (http://dagmedya.net/2012/12/30/yurttas-gazeteciligi-nedir-ceviren-deniz-cakmak/) aktif rol oynuyor. “Doğru zamanda, doğru yerde olan insanlar”, akıllı telefonlarıyla çektikleri fotoğrafları kolayca sosyal ağda paylaşıp yayabiliyorlar. Üstelik bu, gazeteciler olay yerine ulaşmadan ya da ulaşamazken hızla gerçekleşiyor.

Yurttaş gazeteciliği son yıllarda ağırlıkla bilişim teknolojileri çerçevesinde tartışılmasına karşın yurttaş gazeteciliğini teknolojideki gelişmelerin doğrudan bir sonucu olarak görmemek lazım. Uzun’un (2006) vurguladığı gibi,

Toplumdaki değişmelere koşut olarak gazeteciliğin de değişmesi kaçınılmazdır. Ancak, değişimi kutsamadan önce bu değişimin yönü, kimler tarafından denetlendiği ve kimler için ne gibi sonuçlar doğuracağının iyice belirlenmesi gerekmektedir. Yalnızca ağ teknolojilerindeki gelişmenin, yurttaşlara kendi yaşamlarını denetlemelerini ve düzenlemelerini sağlayacak bilgilere erişim için yeterli olacağını ima etmek naif bir yaklaşım olarak kalmaktadır. Yeni iletişim teknolojileri üzerindeki denetim mücadeleleri ve büyük iletişim şirketlerinin bu alanlardaki kullanım biçimlerini kâra dönüştürmek için yaptıkları ar-ge çalışmalarının büyüklüğü düşünüldüğünde, gazeteciliğin nasıl, ne yönde ve kimin yararına değişeceğinin belirlenmesi, geniş ve ayrıntılı çözümlemelere gereksinim duymaktadır.

1990’larda ABD’de yurttaş gazeteciliğinin ortaya çıkışına baktığımızda teknolojideki gelişmelerin yanı sıra, ABD siyasetinin içinde bulunduğu açmazları ve medya sektöründeki yoğunlaşmanın neden olduğu ekonomik sorunları görmekteyiz. Örneğin, 1988 yılında ABD seçimlerine katılımın düşüklüğü tartışılırken yurttaş gazeteciliğinin alternatif bir gazetecilik yaratarak kamusal alanı genişletip etkinleştirebileceği ifade edilmeye başlanmıştır. Bir başka kriz noktası da medya ve okuyucu/izleyici arasındaki ilişkilerdir. Halkın her geçen gün medyaya olan güvenini kaybetmesi ve yapılan araştırmalarda gazetelerin en güvenilmeyen kurumlar arasında yer alması medyada bir meşruluk krizine neden olmuştur. Krizi aşmak amacıyla yurttaşlık, topluluk ve kamusal alan kavramlarıyla örülü, okuyucuyu tüketici olarak değil, yurttaş olarak gören tezler öne sürülmüştür. Okuyucuyu haber oluşum sürecine katmanın yolları aranmıştır (age).

İlk bakışta oldukça masumane ve iyi niyetli bir yaklaşım gibi görünmektedir. Ancak bu girişimler krizin kökenlerine (medyadaki mülkiyet ilişkilerine) inemediğinden daha çok medya kuruluşlarının halkla ilişkiler stratejisi biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Penguen belgeseli göstermeye kararlı bir medya kuruluşu, haber oluşum sürecinde yurttaş gazeteciliğinden ne kadar faydalanırsa faydalansın, kriz anında yine penguen belgeseli yayınlayacaktır. Çünkü mülkiyet ilişkilerine dayalı merkezi yapı, neyin haber değeri taşıyıp neyin taşımadığına karar vermeye devam etmektedir. Daha kötüsü, medya kuruluşları yurttaş gazeteciliği, katılımcılık ve açıklık gibi kavramlarla okuyucu/izleyici emeği sömürüsünü gizleyebilmektedir. Okuyucunun haber üretim sürecine katılımı ile gönüllü emek, ücretli emeğin yerini almaktadır.

Dolayısıyla bu yazının konusu büyük medya kuruluşlarının yurttaş gazeteciliğini kullanması değil, toplumsal muhalefetin ondan nasıl en etkin biçimde yararlanabileceğidir. Toplumsal muhalefet için haber, eylem demektir. Doğru ve hızlı yayılan haber, eş güdümü ve duruma göre yeniden örgütlenmeyi hızlandırıp kolaylaştırabilmektedir. Bu nedenle, yurttaş gazeteciliğinin etkin olarak kullanıldığı sosyal ağlar ve bağımsız haber siteleri kriz anlarında daha belirleyici olmaktadır. Nasıl ki hükümetler CCTV’ler (Closed-Circuit Television – Kapalı Devre Kamera Sistemi) ile sokakları gözetliyorlarsa, sokaktakiler de ellerindeki telefonlarla hükümetleri gözetliyor. Telefonlarımız dinleniyor, e-postalarımız okunuyor ama sosyal ağlar da önceden belirli bir bölgeyle sınırlı kalan, hükümetlerin duyulmasını ve yayılmasını istemediği haberleri ve sorunları anında farklı coğrafyalara iletebiliyor.

Son yıllarda halk hareketlerinde, terörist saldırlarda, doğal afetlerde, kazalarda yurttaş gazeteciliğinin çok sayıda örneğine şahit olduk. Sıradan insanlar kendi hikayelerini akıllı telefonlarıyla çektiler ve sosyal ağlarda paylaştılar. Sıradan insanların sıra dışı hikayeleri sosyal ağlarda sıra dışı bir hızla yayıldı. Bu sosyal medya tartışmalarında bardağın dolu tarafı. Bardağın boş tarafına baktığımızda ise bazen şakalaşmak ve beğeni almak, bazen de dezenformasyon amacıyla yayılan uydurma haberler var. Sosyal ağı yanıltmak, en azından geçici bir süre, sanıldığından da kolay.

Örneğin aşağıdaki tweet sadece birkaç saniyede hazırlanıp resim olarak Twitter’da paylaşılabilir, bir web sitesinde yayımlanabilir (Ayrıntılı bilgi için: http://www.lemmetweetthatforyou.com/):

Sahte tweet

Hayatın olağan akışında, Ender Helvacıoğlu’nu az da olsa tanıyanlar bu mesaja kuşkuyla yaklaşacak, ya kendisine ulaşarak ya da başka bir kaynaktan mesajı doğrulamaya çalışacaktır. Ama sosyal ağların asıl gücü ve güçsüzlüğü, olağanın dışına çıkıldığında başlar. Kriz anlarında, yüksek korku ve kaygı dedikoduların sosyal ağdaki dolaşımını kolaylaştırıp hızlandıracaktır. Böyle durumlarda, özellikle haber ajansları ya da gazeteciler taklit edilerek paylaşılan mesajlar insanları aldatabilir, yalanı çığ gibi büyütebilir. Bugün alay konusu olan “Kabataş’taki üstleri çıplak, deri pantolonlu adamlar” hikayesini anımsayalım. Bu kadar saçma bir haber bile o zamanlar belirli bir kesimi etkilemeyi başarmıştır. Özellikle, buna inanmaya, eylemlerin İslam’a karşı yapıldığını ve işin arkasında CeHaPe zihniyetinin olduğunu düşünmeye eğilimli olanlar için o dönemin atmosferi dikkate alındığında bu haberlerin benimsenip yayılmasına fazla şaşırmamak gerekir. Ayrıca önceden benzer haberler sadece az sayıda kaynaktan dağıldığından bunlara daha temkinli yaklaşılabilirken sosyal ağlarda kişinin aynı habere farklı kaynaklardan tekrar tekrar maruz kalması, haberin inandırıcılığını artıran bir etken olabilmektedir (Dedikoduların nasıl yayıldığı hakkında bkz. https://www.psychologytoday.com/articles/200811/the-8-laws-rumor-spread). Dezenformasyon, sosyal ağların bir parçasıdır. Bunun yanında, “X sokağında saldırı var. Biber gazından göz gözü görmüyor. Polis plastik mermilerler saldırıyor. Y sokağı sakin, polis yok” gibi bir mesaj, o an bir şey yapabilme, insanlara yardımcı olabilme arzusuyla paylaşılacaktır. Bunun her zaman doğru olmadığını, Gezi’deki “Kesin bilgi”li mesajların çokluğundan biliyoruz. Bilgi kirliliği nedeniyle mesajlarda yazılanların kesin olduğuna dair notlar düşülmekteydi. Ancak mesajlara “kesin bilgi” diye yazmanın, bilinçli olarak bilgi kirliliği yaratanlara karşı pek fazla işe yaramayacağı ortada. Peki bu sorunun üstesinden nasıl gelinebilir?

Hollanda merkezli, Emergency Journalism Initiative altında yer alan European Journalism Centre tarafından geliştirilen Doğrulama El Kitabı’nın (http://verificationhandbook.com/book_tr/about.php) kesin bilgiye erişebilmek için çok yararlı bir rehber olduğunu düşünüyorum. Ağustos ayında yayımlanan bu kitabın mutlaka okunması, paylaşılması ve geri bildirimlerle daha da geliştirilmesi gerekiyor.

Kitapta haberin sahte mi gerçek mi olduğunu tespit eden sihirli yazılımlar yok. İhtiyacımız olan “kanıtlanmış süreçler, güvenilir araçlar ve denenmiş, doğru teknikler”. Kitapta, gazetecilerin sosyal ağlar öncesinde kullandığı doğrulama süreçleri ve internetten ücretsiz indirilebilecek yazılımlarla bu süreçlerin nasıl güçlendirileceği anlatılıyor. Önerilen süreçlerin uygulanması ve yazılımların kullanımı zor değil. Ama kitapta da vurgulandığı gibi bu becerilerin kriz anından önce edinilmesi gerekiyor.

Bir içeriğin doğru olup olmadığından nasıl emin olacağız? Bunun için aşağıdaki dört kontrolün yapılması öneriliyor:

  1. İçeriğin orijinal olup olmadığı
  2. İçeriğin kim tarafından yüklendiği
  3.  İçeriğin üretim tarihi
  4. İçeriğin nerede üretildiği

İçerik Orijinal mi?

Twitter önemli bir haber kaynağı haline geldi. Ama dikkatli olunmadığında sahteciliğe oldukça açık. Twitter’da sahtecilik nasıl yapılabilir? En basiti ve etkilisi yukarıdaki gibi sahte bir tweet hazırlamaktır. Uygun koşullarda (bkz. https://www.psychologytoday.com/articles/200811/the-8-laws-rumor-spread) hazırlanan sahte tweet hızla yayılacaktır. Oluşturulan sahte tweet örneği, metin değil aslına çok benzeyen bir görseldir. Dolayısıyla, Twitter mesajlarını değerlendirirken paylaşılan mesajın metin mi yoksa görsel mi olduğuna dikkat etmek gerekir. İkinci bir hile de taklit edilmek istenen kullanıcının adında küçük değişiklikler yapmaktır. Örneğin, @BirGun_Gazetesi yerine @BirGun__Gazetesi hesabından sahte tweetler yayılabilir. Bazen de sahte bilgiler, retweet izlenimi yaratarak paylaşılabilir. Örneğin, “Doğru karar. İnatlaşmanın kimseye faydası yok RT @diskinsesi 1 Mayıs Taksim mitingi iptal edilmiştir.” şeklinde bir mesaj atarak DİSK’in mesajını yanıtlıyor izlenimi yaratılabilir. Bu tip tuzaklara düşmemek için sıra dışı bir mesajla karşılaşıldığında mutlaka mesajı attığı iddia edilen kullanıcının sayfasına, daha önce attığı ve paylaştığı mesajlara ve arkadaşlarına bakılmalıdır.

Bir diğer sahtecilik konusu da paylaşılan resimler ve videolardır. Farklı zaman ve mekana ait görsellerin paylaşımına sık rastlanmaktadır. Bir görseli tekrar paylaşmadan önce orijinal ve güncel olup olmadığına bakmak gerekir. Bunun için Google Tersine Görsel Arama (https://www.google.com/imghp?gws_rd=ssl) ya da TinEye (http://www.tineye.com/) hizmetleri kullanılabilir. Araştırdığınız görseli bu sitelere yükleyebilir ya da arama alanına görselin adresini yapıştırabilirsiniz. Videoların doğrulanması biraz daha zordur ve dikkat gerektirmektedir. Örneğin, https://www.youtube.com/watch?v=CE0Q904gtMI adresindeki Golden Eagle Snatches Kid adlı videoyu izlediğinizde her şey oldukça gerçekçidir. Havada süzülen bir kartal alçalarak parkta oynayan küçük bir çocuğu pençeleriyle yakalıyor ve onunla beraber havalanmaya çalışıyor. Videonun sahte olduğu bazı karelerde kartalın gölgesinin olmadığı fark edildikten sonra anlaşılmıştır. Avidemux adlı video düzenleyicisini indirip (http://avidemux.sourceforge.net/) videoları kare kare inceleyebilir, şüpheli durumlara daha ayrıntılı bakabilirsiniz.

İçerik Kim tarafından Yüklendi?

Birçok içerik tekrar tekrar paylaşılarak yayılır. Kimi zaman da içerik önce bilgisayara indirilir, daha sonra tekrar yüklenir. Önceki bölümde yer alan görsel arama servislerini kullanırken özellikle en yüksek çözünürlüğe sahip olan görsellere odaklanmak gerekir. Diğerleri muhtemelen daha kaliteli olan görselin yeniden yüklenmesi ile oluşturulmuştur.

Her internet kullanıcısı, potansiyel bir gazetecidir. Görseli ya da videoyu ilk paylaşan kullanıcı muhtemelen ünlü ya da tanıdığınız biri olmayacaktır. Ama yükleyen kişinin e-posta ya da ad-soyad bilgisiyle hakkında hızlı bir araştırma yapılabilir. Bu araştırma için https://pipl.com/ ve http://webmii.com/ hizmetleri kullanılabilir. Bu hizmetler, aranan kişinin web’deki izlerini bir araya getirerek kesin bilgiye erişmek için gerekli ipuçlarını artıracaktır. Kişinin önceki paylaşımları, mesajlarının içeriği, üslubu, sosyal ağları kullanma tarzı vb bilgiler önemlidir. Sosyal ağa yeni dahil olmuş ya da daha önce şüpheli paylaşımlar yapmış kullanıcılara karşı temkinli olmak gerek.

İçerik Ne Zaman Üretildi?

İnternette çok sık karşılaşılan durumlardan biri de eski bir görselin ya da videonun güncel bir olayla ilişkilendirilip paylaşılmasıdır. Görselin EXIF (Exchangeable Image File Format) verileri içeriğin üretim tarihi hakkında ipucu verebilir. Görselin EXIF verilerine erişmek için http://www.fotoforensics.com/ ve http://www.findexif.com hizmetleri kullanılabilir. Ancak EXIF verilerine fazla güvenmemek gerekir. Birincisi, birçok sosyal ağ sitesi görsel yüklenirken EXIF verilerini temizlemektedir. İkincisi, tarih bilgisi üreticinin tarih ayarlarına ya da farklı bir zaman dilimine göre gösteriliyor olabilir.

Youtube videolarının tarihini incelerken de videoların yüklemenin başladığı anda Pasifik Standart Zamanı (PST) ile etiketlendiğine dikkat etmek gerekir. Dolayısıyla GMT’den (Greenwich Mean Time) 8 saat geridir. Hem videolarda hem görsellerde içeriğin kendisinden ipucu aranabilir. Örneğin, videonun Ankara’nın Çankaya ilçesinde, 13 Haziran 2013’te, saat 19:00’da çekildiği iddia ediliyor. Videodaki hava durumu görüntüsü http://www.wolframalpha.com/ sitesindeki verilerle karşılaştırarak bir değerlendirme yapılabilir. Video Arama alanına “Weather, Ankara Çankaya on June 13 2013 19:00” yazıldığında o günün hava durumu bilgisi gösterilecektir.

İçerik Nerede Üretildi?

Belirli bir mekana ait görselin ya da videonun, farklı bir bölge için kullanılmasına da sık rastlanılmaktadır. İçerikte belirtilen konumu Google Haritalar (https://www.google.com/maps), Wikimapia (http://wikimapia.org) ve Yandex (https://harita.yandex.com.tr/) adreslerinde sunulan panoramik görüntülere karşılaştırarak videodaki çelişkiler tespit edilebilir. Ayrıca videonun konumunu tespit edebilmek için videoda görünen araçların plakalarına, sokak isimlerine, işaret levhalarına, insanların giyim tarzına, tanınabilecek binalara dikkat edilmelidir.

***

Tüm bu öneriler, paylaşılan içeriği yeniden paylaşacak veya haberleştirecek olan kişiler için atlanmaması gereken kontrollerdir. Doğrulama sürecine tersten bakarsak bir aktivistin olayı doğrulamayı kolaylaştıracak biçimde kayda alması (örneğin videoda olayın gerçekleştiği mekana ve zamana dair bilgilerin bulunması) içeriği haberleştirmek isteyen kişiye faydalı olacaktır. Yukarıda belirtildiği gibi bir sokak tabelası ya da belirli bir bina videoya dahil edildiğinde içeriğin üretim yeri konusundaki kuşkular azalacaktır. Bunun yanında, videonun üretim tarihinin doğrulanabilmesi için kayda bir gazete nüshası dahil edilebilir.

Elbette ki tüm internet kullanıcılarının uygulayabileceği bu süreç ve teknikler, birçok durumda etkili olsa da doğrulamada yüzde yüz başarı sağlamayacaktır. Hala bir meslek olarak gazeteciliğe gereksinimimiz var. Bizim yapamayacağımızı, muhabirin yapması, temel soruyu kaynaklarına sorması lazım: Bunu nereden biliyorlar?

Bir internet kullanıcısı yukarıda belirtilen yöntemlerle içeriği paylaşan asıl kişinin kimliğine ulaşabilir ve çoğunlukla orada durur. Profesyonel gazetecinin görevi ise henüz bitmemiştir. Kaynakla iletişime geçecek, varsa ondan yeni görseller isteyecek, bilgiyi kesinleştirmek için kaynağa yeni sorular soracak ve nihai sonucu kamuoyu ile paylaşacak olan kişi gazetecidir. Sosyal ağlar flaş haberler kaynağıdır; yeni gelişmeler önce sosyal ağlara düşer. Ama söz konusu kesin bilgi olunca sosyal ağlar (en azından şimdilik) bağımsız haber sitelerinin yerini tutamaz.

Önerim, öncelikle Doğrulama El Kitabı’nı okumanız. Bu yazıda, doğrulama için kullanılan bazı yazılımlara yer verdim. Kitaptaki vaka çalışmalarında, bu teknolojilerin geleneksel gazetecilik teknikleriyle beraber nasıl kullanıldığını öğrenebilirsiniz. Ayrıca sosyal ağları daha verimli kullanmak, dezenformasyonun etkisini en aza indirmek için listeler oluşturabilirsiniz. Örneğin Twitter’de güvendiğiniz kişi ve kurumları içeren özelleşmiş konularda listeler hazırlayabilirsiniz (bkz. https://twitter.com/kullanici_adiniz/lists): bilim ve teknoloji haberleri, sendikal haberler, üniversiteler vb. Herhangi bir olayda, duruma göre bu listelere odaklanmak ve doğrulama için listedeki tanıdıklarınıza başvurmak yararlı olabilir. Ama yukarıda belirttiğim gibi sosyal ağlar bağımsız haber sitelerinin yerini tutamaz. Bilgisayarınızdan Tor’u (https://www.torproject.org/download/download-easy.html.en) eksik etmeyin!

Kaynaklar

Silverman, C. (2015). Doğrulama El Kitabı, http://verificationhandbook.com/downloads/verification.handbook_tr.pdf son erişim 20 Aralık 2015

Uzun, R. (2006). Gazetecilikte Yeni Bir Yönelim: Yurttaş Gazeteciliği. Selcuk University Social Sciences Institute Journal, (16).

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir