Haziran’dan Sonra Sosyal Medya’ya “Eleştirel” Bir Giriş

Haziran’ın üzerinden üç yıl geçti ve sosyal medyanın altından çok sular aktı. Daha 2013 sona ermeden ses kayıtları art arda sosyal medyada dolaşıma sokuldu. Belki ses kayıtlarını dolaşıma sokanlar ikinci bir Gezi yaratmak, insanları tekrar sokağa dökmek istiyorlardı. Ama tam tersi oldu; sokağa dökülmek istenen kitle bir sonraki ses kaydını beklemek için bilgisayar başında çakılıp kaldı. Aynı eylemsizlik hali fuatavni’nin tweetleri sonrasında da görüldü. Bu süreçte, Haziran’dan sonra iktidarın dersine iyi çalıştığı ve sosyal medyayı başarılı bir biçimde yönettiği fark ediliyordu. Kriz anlarında son derece akıllıca bir hamleyle sosyal ağı ağırlaştırdı, bazı haber sitelerine erişimi engelledi. Ancak daha önemlisi, sosyal medyada Haziran’a karşı bir hegemonya oluşturmayı başarabildi.

Haziran günlerinde iktidar sosyal medyaya, özellikle de Twitter’a kızdıkça toplumsal muhalefet onu daha çok sahiplenmişti. Fakat sosyal medya, ne o günkü coşkuyla hakkında yazılıp çizilenler ne de bugünkü ıssızlık. Dünyadaki sosyal medya eylemlilikleri (eğer öyle bir şey gerçekten olduysa) dindi; bahar yerini kışa bıraktı. Şimdi sosyal medyayı, olanakları ve sınırları ile daha sağlıklı tartışabiliriz. Bu tartışmada, Diyar Saraçoğlu ve İlker Kalaycı’nın çevirisiyle NotaBene Yayınları’ndan çıkan Christian Fuchs’un Sosyal Medya – Eleştirel Bir Giriş adlı kitabının önemli bir kaynak olacağını düşünüyorum. Kitap, daha eşitlikçi ve katılımcı bir İnternet’i oluşturmak için (yaygın sosyal medyanın ticari karakterini vurgulayarak) potansiyelleri ve sınırları analiz ediyor. 11 bölümden oluşan kitapta, bölüm sonlarında ek okuma önerileri, tartışma soruları ve alıştırmalar yer alıyor.

Fuchs ilk dört bölümde çalışmasının teorik temellerini sunuyor. Sonraki bölümlerde, çeşitli sosyal medya uygulamaları ve bunların alternatiflerini bu teorik temeller üzerinde analiz ediyor. Birçok sosyal medya çalışmasının sorununun da teorik temel eksikliği olduğunu düşünüyorum. Okuyucu kendini bir anda sosyal medya uygulamalarının içinde buluyor ve ardından bu uygulamaların güzellemeleri geliyor. Okuyucu yazarın çıkarımlarını neye dayanarak yaptığını bilemiyor. Bu temelsizlik, sıradan insanı da etkisine almış durumda. Bir üniversite kampüsüne gidelim, ilk olarak “sosyal medya nedir?” diye soralım. Büyük ihtimalle, yanıtlar Facebook, Twitter, Instagram ile ilişkilendirilecektir. Sonraki soru ise kafaları iyice karıştıracaktır: “Sosyal medyadaki sosyalin anlamı nedir?”

Sosyal Medyadaki Farklı Sosyallik Biçimleri

Fuchs, basit görünen ama çetrefilli bir soruyla başlar ve ardından ekler, “tüm medya sosyal değil midir?” Fuchs şöyle yazmaktadır:

Sosyal olmak ve sosyal bir şekilde hareket etmek ne anlama gelir? Hepsinde sosyal olan nedir? Bu soruların farklı yanıtları var. Bu tarz sorularla ilgilenen alana sosyal kuram adı verilir. Bu, sosyolojinin bir alt alanıdır. Bu nedenle, yanıtlar için, sosyal kuramın araştırma alanına girmek zorundayız (s. 56)

Bu doğrultuda Fuchs, dört büyük düşünürün (Emile Durkheim, Max Weber, Karl Marx ve Ferdinand Tönnies) kavramlarıyla bir sosyal medya modeli inşa etmeye girişir.

Sosyal medyadaki sosyalliğin farklı biçimleri olduğunu savunur ve sosyal medyayı tartışırken hangi biçimden söz edildiğinin söylenmesi gerektiğini belirtir. Bu biçimler şunlardır:

  • Enformasyon ve biliş
  • İletişim
  • Topluluk
  • İşbirliği ve ortak çalışma

Enformasyon ve biliş düzeyi, Durkheim’in sosyal olgular kavramıyla ilgilidir (s. 58):

Birey üzerinde dışarıdan bir baskı uygulama yetisine sahip veya bireysel tezahürlerinden bağımsız olarak kendisine ait bir varoluşa sahip olup toplumun bütününde yaygınlık kazanıp genelleşmiş, sabit veya değil, her eyleyiş biçimi sosyal olgudur.

Fuchs, Durkheim’in sosyallik tanımından yola çıkılırsa, sosyalliği sadece etkileşimle sınırlandırmamak gerektiğini ve tüm medyanın sosyal süreçlerin ürünü olması nedeniyle sosyal olduğunu belirtir. Örneğin, İnternet’e bağlı olmayan bir bilgisayarda bir yazı yazarken bile sosyalizdir. Yazdığımız yazı, toplumda olan bitene ve diğer insanların düşüncelerine gönderme yapar; kullandığımız program belirli bir amaç doğrultusunda ve üretim ilişkileri içinde geliştirilmiştir; bilgisayarın parçalarında dünyanın farklı yerlerindeki insanların emeği vardır. Dolayısıyla yalnız Facebook’un değil, kitap, duvardaki tablo, televizyon, radyo vb’nin de sosyalliğinden söz edilebilir. Ayrıca bu medyaların toplumda belirli bir yeri vardır ve insan davranışını etkilemektedirler.

Weberci düşünce tarzında (iletişim olarak sosyallik) ise yukarıdaki sosyallik tanımı daraltılır ve sosyal medya insanlar arasındaki iletişimi destekleyen medya olarak ifade edilir. İletişim, en az iki insanı, sembollerin karşılıklı değişimini ve etkileşim halinde olan insanların bu sembollere anlam yüklemesini içerir. Buna göre, bilgisayarda yazı yazarken değil ama o yazıyı çeşitli biçimlerde paylaştığımızda sosyallikten bahsedilebilir. Bu paylaşım medyası Facebook olabileceği gibi 1971’den beri kullanılan e-posta da olabilir!

Topluluk, tekrar tekrar gerçekleşen haberleşmeler sonucunda ortaya çıkar ve üyeler arasında bağlar içerir. Tönnies’in bu kavramına İnternet ile ilgili çalışmalarda çok sık başvurulmaktadır. Tönnies, toplum (Gesellschaft) ve topluluk (Geseschaft) arasında bir ayrım yapar. Toplumda referans ortak nitelikler ve faaliyetlerdir. Toplulukta ise beraberlik duyguları ve değerler öne çıkar. Buna göre, insanları bir araya getiren ve birliktelik hissi yaratan web platformları sosyaldir. İlk akla gelen Facebook’ta çeşitli amaçlar doğrultusunda oluşturulmuş gruplardır. Ancak çevrimiçi topluluklar Facebook’un çok öncesinde de vardır.

Son sosyallik biçimi, Marx’tan alınan işbirliği ve ortak çalışma, bilgisayarların insanların ortaklaşa çalışması için sunduğu olanaklarla ile ilgilidir. Fuchs bu konuda Wikipedia ve Google Docs’u örnek vermekle beraber konun teorik ve pratik geçmişinin çok daha geriye gittiğini belirtir.

Fuchs, “bugün yeni olarak sunulan sosyal medya, önceden de vardı. Dolayısıyla yeni bir şey yok” demek istemez. Sadece çoğu zaman maddi kaygılarla, yeni bir şeymiş gibi sunulanların içerdiği sürekliliklere vurgu yapar. Web’de bir değişim vardır; farklı sosyallik biçimleri açısından incelendiğinde Web 1.0 enformasyon ve biliş, Web 2.0 iletişim ve Web 3.0 topluluk, işbirliği ve ortak çalışma ile açıklanabilir. Fuchs bu adlandırmanın tarihsel ve evrimsel değil mantıksal olduğu görüşündedir (s. 66):

  • İletişim biliş temellidir ve bilişe gereksinim duyar fakat hem bilişten öte hem de farklıdır.
  • İşbirliği iletişim temellidir ve iletişime gereksinim duyar fakat hem iletişimden öte gem de farklıdır.
  • İletişim, bilişin Hegelci diyalektik Aufhebung’udur (içererek aşma), işbirliği iletişimin Aufhebung’udur

Katılımcı Kültür Efsanesi

Kitabın en çok vurgu yaptığı konulardan biri, adında da yer alan eleştirelliktir. Aslında bugün bizim en çok ihtiyacımız olan da odur. Sosyal medyayı anlamaya ve değiştirmeye yönelik sorular sorabiliyor muyuz? Örneğin, “sosyal medyayı kim kullanır?”, “sosyal medya hangi amaçlar için kullanılır?”, “neden kullanılır?”, “politikacılar ve partiler bir sonraki seçimlerde daha fazla oy elde etmek için sosyal medyayı en iyi şekilde nasıl kullanabilir?” gibi sorular sorduğumuzda eleştirel oluyor muyuz?

Fuchs’a göre bu gibi soruların iki temel sorunu vardır.

Birincisi, bu soruların çoğu iktidar sorununu görmezden gelir. Sosyal medya, İnternet ve EİT (Enformasyon ve İletişim Teknolojileri) kullanımından kimler yararlanır ve kimlerin dezavantajı olur ve bazılarının faydalanmalarının diğerlerinin dezavantajlarına nasıl dayandığı sorularını sormazlar. İkincisi, bu tür sorular tikelci bir mantığa dayanmaktadır: Belirli grupların, özellikle şirketlerin ve politikacıların, sosyal medyadan nasıl çıkar sağladıklarıyla ilgilenirler, ancak bu kullanımın nasıl yarar sağladığını veya diğerlerine ve geniş olarak topluma nasıl zarar verdiğini görmezden gelirler. (s. 18-19)

Örneğin, Arap Baharı’nı tartışırken bunun temelindeki iktidar yapılarını ve sosyal medya kullanımına etkilerini sorgulamak gerektiğini belirtir. Çeşitli sosyal medya sitelerinin şirket yapılarını ve toplumsal hareketlerin bunların kullanımını nasıl etkilediğini tartışmadan, alternatifleri geliştirmeye çalışmadan eleştirel olamayız.

Eleştirel olup olmamak İnternet ve sosyal medya üzerine yapılan bir çok tartışmanın seyrini etkilemektedir. Çok sık duyduğumuz İnternet’in ve özellikle de sosyal medyanın katılımcılığı artırdığı tezi buna güzel bir örnektir. Fuchs katılımcılık konusunu üçüncü bölümde özellikle iletişim profesörü Henry Jenkins’in çalışmaları üzerinden tartışmaktadır. Günümüzde, insanların ağ üzerinde buluşup topluluklar oluşturmasına ve ortaklaşa çalışmayla ürettikleri içeriğe işaret ederek katılımcılık vurgusu yapan çok sayıda yazar vardır. Ancak katılımcıkla ilgili yazılıp çizilenleri biraz kazıdığımızda altından daha çok tüketici katılımcılığı çıkmaktadır. İnsanlar sosyal medya sitelerine içerik katkısında bulunmakta ve web sitelerindeki içeriğe yorum yazmaktadır. Üretketicinin (prosumer – üreten tüketici) ya da üretlanıcının (produser – üreten kullanıcı) varlığı katılımcılık için yeterli koşul değildir. Karar vermek süreçlerine eşit katılım hakkı olmadan katılımcılık sadece bir yanılsamadan ibaret olacaktır. Çünkü mülkiyet ilişkileri ticari sosyal medya platformlarında karar hakkını, bu şirketlerin çalışanlarına veya kullanıcılarına değil mülk sahiplerine vermektedir. Bu bölümde Fuchs’un sınıf ve katılımcı demokrasi gibi kavramları önemseyemeyen Kültürel Çalışmalar akademisyenlerine yönelttiği eleştiriler dikkate değerdir.

Sosyal Medya ve İletişim Gücü

Fuchs dördüncü bölümde iktidar kavramını ele alır ve farklı düşünürlerdeki iktidar kavramını tartışır. Daha sonra “enformasyon toplumunda İnternet’in sosyal kuramcısı” Manuel Castells’in başta İletişimin Gücü (bu yıl İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan Türkçe çevirisi çıktı) kitabı olmak üzere çalışmalarını değerlendirir. Castells ülkemizde de çok tanınan, İnternet ve sosyal medya yazınının önemli bir ismidir.

Castells İnternet ve sosyal medya konusunda iyimserliğin kuramcısıdır ve birçok araştırmacıyı etkilemiştir. Buna karşın Fuchs’un Castells eleştirisinin temelinde Castells’in çalışmalarındaki sosyal kuram yokluğu vardır. Fuchs, Castells’i gözlemlerini “keyfi ve sistemsiz” bir biçimde kavramsallaştırmakla itham eder ve Castells’in çalışmalarının iktidar ve iletişim gücü konularındaki yetersizliğine dikkat çeker.

Ayrıca Fuchs, Castells’in toplumu tanımlarken sıkça bilgisayar terimlerinden faydalanmasını eleştirir. Castells’in kullandığı program, anahtarlar, protokoller, çekirdek gibi terimlerin, toplumun açıklanmasında biyolojik metaforlar kullanmak gibi tehlikeli olabileceğini, çünkü toplum ve teknoloji arasındaki ilişkinin anlaşılmasını zorlaştıracağını savunur. Castells’in bu benzerlikleri neden kullandığını açıklamadığını belirtir ve gerçekten buna gerek olup olmadığını sorgular. Fuchs’un belirttiği tehlikeye karşın Castells’in bu “teknokratik dili”nin onu sosyal bilimci olmayan ama bilişim teknolojilerine yakın kesimlerce okunabilirliğini artırdığını düşünüyorum. Sosyal kuramın gerekliliğini sorgulamıyorum ama Fuchs’un belirttiği sosyal kuramlara dalmaktansa teknokratik bir dil belirli bir kesim için daha anlaşılır olabilmektedir.

Fuchs’un bir diğer eleştirisi ise Castelles’in İsyan ve Umut Ağları kitabı üzerinedir ve çok daha ciddidir. Castells’i, sosyal medyanın toplumsal hareketlerdeki rolünü abartmakla suçlar ve ampirik araştırma sonuçlarına göre dijital medyanın toplumsal hareketlerde sanıldığı kadar belirleyici olmadığını vurgular. Örneğin Mısır’da yüz yüze iletişim ve telefon görüşmeleri, sosyal medya platformlarına göre daha belirleyici olmuştur. Fuchs, kitabın Facebook (7. bölüm) ve Twitter’a (8. bölüm) ayrılmış bölümlerinde sosyal medyanın toplumsal hareketlerindeki rolünü daha ayrıntılı tartışmaktadır.

İktidar ve Sosyal Medyanın Ekonomi Politiği

Fuchs sosyal medyanın eleştirel bir analizi için hem ideolojik hem de ekonomi politik yönlerinin tartışılması gerektiğini belirtir. Beşinci bölüm sosyal medyayı bu çerçevede, uygulamalar üzerinden tartışmaya açar. İlk olarak sosyal medyanın katılımcılık ideolojisinin gerçekliğini sorgular.

Görünürlük ve dikkat asimetrileri varsa sosyal medyada katılımcılıktan ne ölçüde söz edilebilir? Herkes televizyon programı yapamaz, yapabilse bile yaptığı programın ana akım medyada yayınlanması zordur. Ama bir amatör, akıllı telefonuyla herhangi bir olay anını kaydedip Youtube’dan paylaşabilir. Bu gibi örnekler, sosyal medyanın katılımcılığının ispatı olarak sunulur. Ancak Youtube’da tüm zamanların en çok izlenen videolarına (https://www.youtube.com/user/MyTop10Videos/videos) baktığımızda çok belirgin bir asimetri fark edilir; listede ağırlıklı olarak uluslararası medya şirketlerinin yüklediği videolar vardır.

Facebook ve Twitter’daki popüler grup ve kişileri incelediğimizde ise üst sıralarda yine müzik ve eğlence dünyasıyla ilgili içeriğin yer aldığı görülür. Barack Obama dışında bir siyasetçiye rastlanmaz. Ayrıca son yıllarda daha çok tartışılan bir başka asimetri kaynağı sosyal medya platformlarında hangi içeriğin üst sıralara çıkarılacağını belirleyen algoritmalardır. Bu algoritmaların şeffaf olmadığını da unutmamak gerekir. Özetle Fuchs, sosyal medyanın olanaklarını inkar etmez ama sürekli bardağın dolu yanından bahsederek şirket çıkarlarına hizmet edenlere karşı bardağın boş olan yarısını gösterir ve sosyal medya katılımcılığı söyleminin ideolojik olduğunu savunur.

İnternet ekonomisi tartışılırken tartışma çoğunlukla enformasyonun diğer metalardan farklılığı üzerine yoğunlaşır:

  • Tüketilerek bitmez.
  • Sonsuz kere paylaşılabilir.
  • Fiziksel aşınma ve yıpranma olmaz.
  • Sonsuz kere kopyalanabilir.

Fakat buradan daha ileriye gidilmez. Üretketim üzerinde durulur, ama bunun “ücret almadan çalışan tüketiciler ve kullanıcıların dış kaynak kullanılarak çalıştırılması için kullanıldığı” (145) atlanır. Sosyal medya şirketleri, sunucu alanı, bilgisayarlar, kuruluş altyapısı vb için para yatırır. Platform için çalışan ücretli çalışanları vardır ve bu çalışanlar artı değerin bir kısmının yaratıcısıdırlar. Fakat bu platformların asıl artı değer kaynağı, üretketicilerin birbirleriyle etkileşim, topluluklar oluşturma, profil güncelleme, birbirlerinin profillerine bakma gibi etkinlikleridir. Sosyal medya şirketi bu etkinliklerden elde ettiği kullanıcı verilerini reklamcılık şirketlerine satar. Bunun sömürü olmadığını, üretketicilerin sosyal medya platformunun sunduğu hizmetin karşılığı olduğunu iddia edenler vardır. Ama burada başka amaçlar için kullanılabilecek bir maaş olmadığına dikkat etmek gerekir.

Fuchs bu bölümde, Dijital Emek ve Karl Marx adlı kitabında ayrıntılı olarak yer alan uluslararası dijital iş bölümüne kısaca yer vermektedir.

Google

Fuchs altıncı bölümde Google’ı ekonomi politik, ideoloji ve çalışma ortamı açısından inceler. Çoğu zaman sektöre ilk giren şirket avantajlı bir konumda olur. Ancak Google, arama motoru arenasına sonradan girmiş ve kısa sürede diğer arama motorlarını (Altavista, Excite, Infoseek, Lycos, Magellan ve Yahoo’yu) sollamıştır. Bunda daha isabetli arama sonuçları sunan PageRank adlı algoritmasının ve kullanıcı dostu arayüzünün payı büyüktür.

Google her şeyden önce kapitalist bir şirkettir. İki biçimde sermaye biriktirmektedir. Birincisi, web’de kullanıcılar tarafından üretilen içeriği sürekli tarayarak indeksler. Aramalarda bu içerikten faydalanır. İkincisi, Google hizmetlerini (GMail, YouTube, Google Maps, Google Docs vb) kullanan kullanıcıların üretketici emeğidir. Her iki biçimde de kullanıcı verilerini araçsallaştırır. Ken Auletta, kurucu ve yöneticilerinin mütevazi maaşları nedeniyle Google’ı eşitlikçi bir şirket olarak nitelendirir. Fakat Fuchs mütevazi maaşlı bu dört kişinin şirketin oy gücünün %70 ve genel hisselerin %90’undan fazlasını kontrol ettiğine işaret eder. Google’ın diğer şirketler gibi (ne onlardan daha az ne de daha fazla kötü) bir şirket olduğunu vurgular. Belki daha iyi değil ama son yıllardaki girişimlerinin de gösterdiği gibi Google’ın sahip olduğu büyük verinin şirketin “kötü”lük potansiyelini artırma ve ona farklı alanlarda faaliyette bulunma olanağı verdiğini düşünüyorum.

Bu bağlamda, Google’ın ideolojisine özellikle dikkat etmek gerekir. Google, kendisini sürekli geliştiren muhteşem bir gözetim aygıtıdır. Şirketin kurucusu Sergey Brin’in hayali, insan beynine takılabilecek küçük bir Google’dır. Böylece insan düşüncesi en ileri biçimlerde metalaştırılabilecektir.

Google’un ideolojisinin bir diğer ayağı, “İnternet yardımı ile dünyanın tamamen bilinebilir, denetlenebilir ve öngörülebilir yapılabileceğine” dair görüşleridir. Google, birçok Silikon Vadisi şirketi gibi doğru algoritmalarla toplumsal sorunların çözülebileceğine inanmaktadır. Evgeny Morozov’un İnternet çözümcülük olarak adlandırdığı bu yaklaşımın en büyük sorunu çözmeye kalkıştığı problemlerden daha büyük sorunlar yaratabilmesidir. Ülkemizde de bu yaklaşımın yansımalarını görmek mümkün. Gazetelerin teknoloji sayfaları, İnternet ve teknolojinin “karmaşık toplumsal olaylar, kapitalizme içkin olan çelişkiler, bürokratik denetim ve ortaya çıkan eşitsizlikler için” sunduğu kolay çözümlerle doludur.

Fuchs, İnternet çözümcülüğünü İnternet fetişizminin bir biçimi olarak değerlendirir. Google, İnternet fetişizminin bir simgesi olduğu kadar insanların gerçeklik algısını denetlemeye ve yönlendirmeye çalışan bir denetim makinesidir.

Fuchs, bölümün sonunda Google’ın çalışma ortamını değerlendirir. Dışarıdan görünen “eğlence ve iyi yiyecek”tir. Fuchs, tüm bunları çalışanları iş yerinde daha fazla tutmak için yapılan düzenlemeler olarak değerlendirir. Google’da zorunlu fazla mesailer yoktur; ama şirket kültürü çalışma ve oyun arasındaki sınırları bulanıklaştırmakta, şirket kültürünün de etkisiyle çalışanlar yaşamlarının büyük bir bölümünü iş yerinde geçirmektedir. Böylece hem çalışma günü uzatılmakta hem de verimlilik artırılmaktadır.

Fuchs, Google’ı iyi kötü ikilemiyle değerlendirmediğini, Google’daki sorunun kullanıcı verilerinin metalaştırılması ve gözetimi olduğunu, ama aynı zamanda “insanların bilişini, iletişimini ve işbirliğini” geliştirecek bir potansiyele sahip olduğunu belirtir. Google’ın kötü yanlarının kontrol altına alınabilmesi için gözetleme örgütlerince denetlenmesini önerir.

Facebook ve Gizlilik

Söz konusu Facebook olunca konu ister istemez gizliliğe gelir. Facebook gizliliği ihlal ettiği için eleştirilir. Fakat bu eleştirilerin neyi eleştirdiğine dikkat etmek gerekir. Facebook bazı eleştirileri kendisi de desteklemektedir. Kullanıcılar, özellikle de gençler Facebook’taki ayarlarını düzgün yapmaları, kötü niyetli kişilere koz vermemeleri konusunda uyarılırlar. Ayrıca gençliklerinde yaptıkları paylaşımların sonraki hayatlarını (örneğin iş ararken) karşılarına çıkabileceğine dikkat etmeleri gerekir. Liberallerin ve Facebook’un hoşuna giden gizlilik tartışması budur.

Fuchs, yedinci bölümün başında gizlilik tartışmasına başlarken gizliliğin mutlak ve her durumda savunulması gereken bir değer olmadığını savunur. Örneğin, “zenginliğin ve şirket karlarının şeffaf olmaması ve gizli banka hesapları/işlemlerinin sorunu yalnızca finansal gizliliğin; vergi kaçakçılığını, kara parayı ve para aklamayı destekleyebilmesi değil, aynı zamanda varlık uçurumunu gizliyor olmasıdır.” (s. 217) Bu tarz bir gizlilik, eşitsizliği yeniden üretir ve buna karşı savunulması gereken işçilerin ve tüketicilerin gizliliği ve sermayenin gözetimidir. Önceki bölümde, Google için getirilen sosyal medya şirketlerinin gözetimi önerisinin üzerinde durmak gerekir.

Facebook’un gizlilik ayarları, yukarıda belirttiğim gibi kullanıcıların birbirlerinin verilerini görebilmesi ile ilgilidir. Kullanıcıların kendilerini hedefli reklamcılığa karşı koruyabilmesi karmaşık gizlilik ayarlarıyla nedeniyle çok zor ve çoğu zaman da olanaksızdır. Facebook bunu istemez çünkü varlığını üretketicilerin dijital emeğini metalaştırmasına borçludur. Kullanıcıların Facebook’taki davranışları gözlenir, değerlendirilir ve hedefli reklamcılık yapan şirketlere satılır. Bu akışı aksatan herhangi bir durum, örneğin kullanıcıların platformdan çekilmesi, iş modelini sekteye uğratacaktır. Facebook ideolojisi, bu sürekliliği sağlamak üzerine kuruludur. Örneğin, Facebook kullanıcıları olumlu duygular içinde sürekli bir şeyleri beğenip durur. Sadece beğeni seçeneğinin olması, farklı duyguların ifadesine yer verilmemesi bazen trajikomik sonuçlar (Fuchs gaz odalarında öldürülen kişilere dair bir haberi beğenenleri örnek verir.) doğursa da Facebook hoşnutsuzluğu ve uyumsuzluğu belirten bir düğme koymaya yanaşmamaktadır. Çünkü , “beğeni satar, oysa beğenmemeler şirketlerin olumsuz değerlendirme alma riskini içerir.” (s. 221)

Fuchs, sosyalist İnternet için “ticari olmayan, kar amacı gütmeyen” platformların kurulması ve desteklenmesinin önemli olduğunu belirtir. Bu bağlamda, “haberleşme ve paylaşımın ticari aracılığını alt etmeye çalışan” Disaspora* (https://joindiaspora.com/) sosyal ağını örnek verir.

Twitter ve Demokrasi

Kitabın bu bölümü, en can alıcı bölümlerinden biridir. Fuchs, bölüme kamusal alanın ne olduğu, İnternet’in ve sosyal medya platformlarının kamusal alan teşkil edip etmediğini tartışarak başlar; bu tartışmada öne çıkan beş yazarın görüşüne yer verir.

Bu yazarlardan ilki, sosyal medyanın özgürlüğü güçlendireceğini savunan Clay Shirky’dir. Shirky, sosyal medyanın, paylaşma, işbirliği yapma ve birlikte hareket etme yeteneğini artırdığını iddia etmektedir. Sosyal araçlar, dünyadaki özgürlük miktarını olumlu etkilemektedir. Zici Papacharissi, Twitter gibi sosyal medya araçlarının özel alanı siyasallaştırdığını; tweetlemek, “MoveOn.org”da çevrimiçi protestoya katılmak, bloglarda siyasal görüşler yazmak gibi siyasetin yeni biçimlerini yarattığını savunur. Fuchs’un eleştirisi, Papacharissi’nin fiziksel mekanları ve eylemleri önemsizleştirmesidir. Fuchs, protestolarda meydanların önemini belirtir ve sosyal medyanın “mekansal-zamansal varoluşu içeren kolektif eylemin yerini alamayacağını” savunur. Jodi Dean’a göre Papacharissi’nin yeni siyaset biçimleri aslında siyasete el koymadır. Dean, insanların bu siyaset biçimleri ile sadece kendilerini iyi hissettiklerini ve gerçek siyasetten uzaklaştıklarını belirtir. Malcolm Gladwell de sosyal medyanın sadece sınırlı bir fedakarlık için başarılı sonuçlar vereceği, statüko için zararlı değil, tam tersine onun devamı için yararlı olduğunu yazar. Evgeny Morozov ise sosyal medyadaki aktivizmi risk almaktan kaçınan bir neslin pasif eylemciliği olarak tanımlar. “Çevrimiçi iletişimin özgürleştirici doğası” hakkındaki iddiaları eleştirir.

Fuchs’un görüşleri Gladwell , Dean ve Morozov’a daha yakındır. Mısır Devrimi ve Wall Street’i İşgalEt Hareketi’nde sosyal medyanın rolü üzerine yapılan araştırmaların sonuçlarını sunar. Araştırma sonuçları, yüz yüze iletişim ve “eski” medyanın hareketlerdeki yerini açık seçik ortaya koymaktadır. Bu sosyal medyayı reddetmek değildir; sadece sosyal medya söylemine karşı yüz yüze iletişimin ve “eski” medyanın hala önemli olduğunun hatırlatılmasıdır.

Wikileaks ve Şeffaflık

Dokuzuncu bölümün konusu, 2006’dan beri faaliyet gösteren Wikileaks, hükümet ve şirketleri şeffaf kılmak için sızdırılan belgeleri yayınlayan bir ifşaat (whistleblowing) platformudur. Bir diğer deyişle Wikileaks, bilgi sızdıran değil, sızdırılmış belgeleri yayınlayandır. Nisan 2010’da ABD’nin Irak’ta sivillere yönelik cinayetlerini gösteren bir video yayınlamasıyla dikkatleri üzerine çeker. Temmuz 2010’da da ABD’nin Afganistan’daki operasyonları hakkında 90000’den fazla belge yayınlar. ABD’nin yürüttüğü kirli savaşlara dair ifşaatlar devam eder ve Wikileaks dünya siyasetinin bir öznesi haline gelir.

Wikileaks’in ABD hakkındaki ifşaatlarından sonraki yaptırımlar (Wikileaks’in alan adının iptali, Wikileaks’e bağış yollarını engellenmesi, Wikileaks ve Assange’ı itibarsızlaştırma girişimleri, gözaltı ve tutuklamalar) düşünüldüğünde geleneksel medyadaki iktidar ilişkilerinin Wikileaks’in ifşaatlarında yer alan içeriğe izin vermeyeceği ya da söz konusu içeriği sadece belirli sınırlar içinde yayınlayacağı açıktır. Başta Castells olmak üzere bir çok sosyal bilimci bunu İnternet’in ve sosyal medyanın politik gücü olarak yorumlar.

Fuchs bu iyimserliğe karşı, Wikileaks ve benzer örgütlenmelerin, iktidarın görünürlüğünü sağladığını kabul etmekle beraber, sınırlarının ve potansiyelinin doğru değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir. Wikileaks’i iktidar, gözetim ve şeffaflık üzerinden inceler. Fuchs, Wikileaks’in büyük hükümetlere odaklanıp, şirket tahakkümünü devlet tahakkümünden ayrı gören liberal eğilimini eleştirir.

Wikipedia ve İşbirlikçi Çalışma

Fuchs onuncu bölümde Wikipedia’yı inceler. Müştereklere dayalı bir İnternet’in sadece müştereklere dayalı bir toplumda mümkün olduğunu unutmadan Wikipedia’nın komünist potansiyelini tartışır. Bir yanda, işbirlikçi çalışma, taban örgütlenmeli karar verme ve içeriğin ihtiyacı olan herkese sunulması vardır, diğer yanda içeriğinin meta olarak satılmasına izin veren Creative Commons Atıf Paylaşım lisansı ve gönüllü çalışmanın sömürüsü vardır.

Wikipedia ve benzer özelliklere sahip özgür/açık kaynak yazılımın önünde iki olası gelecek vardır. Birincisi, sınıf mücadelesi ile kapitalist üretim biçiminin püskürtülmesidir. İkincisi, gönüllü kullanıcı emeğinin sürekliliği için gerekli koşullar korunurken ücretsiz erişim ilkesi ve kitlesel katılım gibi özelliklerin kapitalizm tarafından massetilmesidir.

Bu nedenle, İnternet’in demokratikleştirilmesi için mücadele sansüre karşı çıkmayla sınırlı kalmamalı, her şeyin metalaştırılmasına karşı direnmeyi ve var olan potansiyelleri geliştirmeyi de içermelidir.

Gelecekler…

Fuchs kitabın son bölümünde, yarım yamalak olarak nitelendirdiği ticari sosyal medyanın alternatiflerini tartışır. Özellikle, gözetime ve kullanıcı emeğinin metalaşmasına karşı önerdiği sosyalist gizlilik politikası önemlidir. Bu politika, veri koruma yasalarının geliştirilmesini, çevrimiçi reklamlara onay alınarak dahil olunmasının sağlamasını, İnternet şirketlerinin toplumsal gözetimini, alternatif platformların kurulmasını ve alternatif toplumsal içeriğin oluşturulmasını içerir.

Fuchs kitabını, başka bir sosyal medya, başka bir İnternet mümkün diye bitirir…

Türkiye için de mümkün!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir