Silinen Dosyalar

İnternet, kredi kartları, cep telefonları… Her biri özgürlüğümüzün olmazsa olmaz bir gerekliliğiymiş gibi sunulur. Oysa, özgürlük diye sunulanların diğer bir yüzünde iktidarın toplum üzerinde artan denetimi vardır. İletişim güzeldir, gereklidir. Sevdiğimiz web siteleri kapatıldığında feryat ederiz. İktidarın iletişim özgürlüğümüze müdahale ettiğini düşünürüz. Ama şunu da unutmamak gerekir. İnternet sanıldığı kadar özgür bir ortam değildir. İktidarın gözleri üzerimizdedir. Kimin hangi siteyi ziyaret ettiğinin ya da arama motorlarında neyi arattığının bilgisi bile eşsiz bir güçtür.  Facebook benzeri sosyal paylaşım sitelerini ve burada biriken ya da saçtığımız kişisel bilgileri düşünelim. Türkiye’den 22 milyondan fazla üyeye sahip olan Facebook’un, Türkiye hakkında sahip olduğu bilgi sizce istihbarat şirketlerinin iştahını kabartmıyor mudur? Eğer İnternet’i çok sık kullanan biri iseniz, Google’un  (yaptığınız aramalar ve e-postalarınız dikkate alındığında) sizi arkadaşlarınızdan daha iyi tanıyor olma olasılığı bir hayli yüksek!

Bu bağlamda, Niedzviecki’nin sorusu daha bir anlamlı oluyor(1) : “Biz bu ağın üzerinde örümcek miyiz, yoksa ağa yakalanmış sinekten başka bir şey değil miyiz?”

Teknolojiden tamamen uzak durmak gibi bir şansımız da var. Sabit ya da mobil   telefonumuz olmasa, kimse bizi dinlemese; İnternet’e girmesek, kimse bizi takip etmese… Bu durumda da hayatın bayram olacağını sanmıyorum. Teknoloji öyle ya da böyle hayatımıza sızıyor. Ayrıca teknoloji, İnternet örneğinde olduğu gibi, toplumsal muhalefetin örgütlenmesinin ya da örgüt içi demokrasinin önemli bir aracı da olabiliyor. Bu nedenle, iktidarın, kendini yeniden üretmek için yoğun olarak kullandığı teknolojinin toplumsal muhalefet tarafından yadsınması daha büyük bir sorun teşkil ediyor.

Elbette üzerimizdeki gözleri kayıtsız şartsız kabullenecek  değiliz. Gözetlenmeye karşı iletişim hakkını temel alan siyasal bir mücadele yürütmek gerekiyor. Fakat siyasal mücadele sonuç verene kadar bireysel korunma yöntemleri de mevcut. Neyi, nasıl kullandığımızın teknik bilgisiyle  öyle kolay lokma olmamak  mümkün. Bilişim teknolojilerini kullanıyorsak, hayatta iz bırakmadan yaşamak çok zor. Ancak kimi zaman bu izleri silme ya da az görünür hale getirme şansına sahibiz. Bu köşede,  kişisel verilerin korunmasına yönelik pratik bilgiler verilecek.

Bazen teknik bilgi eksikliği ve bundan kaynaklanan ihmal akıl almaz sonuçlara neden olabiliyor. 17 Kasım 2010 tarihinde Milliyet’te yer alan  “Kişisel bilgilerimiz hurdacılarda!”   haberi gibi… (2)

Türkiye’de bazı banka, firma ve devlet kuruluşlarından çıkan hurda bilgisayarların değerli parçaları uygun imha metotları yapılmadan içinde kayıtlı kişisel bilgilerle yurt içinde ya da yurt dışında ikinci el olarak satılıyor.

Ankara ve İstanbul’daki birçok hurdacı binlerce hard disk bulunuyor.

Büyük bir ihtimalle, hurdaya ayrılan bilgisayarların sahipleri bilgisayarlarını teslim etmeden önce gizli kalması gereken bilgileri silmiş ve hatta disklerini biçimlendirmişlerdir  (formatlamışlardır). Fakat söz konusu bilgilerin işletim sistemi araçlarının kullanılmasıyla silinmesi ya da diskin biçimlendirilmesi diskin üzerinde yer alan bilgilerin tamamen silindiği  anlamına gelmiyor. Bir dosyayı, sildiğinizde (3) işletim sistemi aslında dosyayı diskten tamamen silmez. İşletim sistemi yalnızca sizin ilgili dosyaya olan erişiminizi kaldırır, normal araçlarla artık o dosyayı  göremezsiniz. Daha sonra silinen dosyanın diskte bulunduğu kısma, diskin o bölümünün artık kullanılmadığına dair bir işaret koyar. Diskin o kısmına yeni bir dosya yazılana kadar, eski içerik yerli yerinde duracak ve ancak özel programlar kullanılarak geri getirilebilecektir. Dolayısıyla, işletim sistemleri dosyayı fiziksel olarak değil, mantıksal olarak siler.

Peki silinen dosyanın bulunduğu disk alanının üzerine yeni bir dosya yazılırsa silinen dosyayı kurtarmak mümkün müdür? Peter Guttman, 1996 yılında yayınlanan makalesinde bunun mümkün olduğunu iddia ediyordu. Guttman’a göre üzerine tekrar veri yazılmış bir disk alanı, gelişmiş mikroskoplar aracılığıyla incelendiği taktirde eski veriye ulaşma imkanı vardır. Ayrıca Guttman istihbarat servislerinin kaybedilen veriyi geri getirme konusunda uzman olduğu iddiasındadır. Fakat, Guttman’ın iddialarının doğruluğuna dair elimizde somut deliller yok. Hatta bunu şehir efsanesi olarak görenler de var.(4)

Web’de yapılacak kısa bir araştırmayla kaybolan verileri geri getirmek için kullanılabilecek yazılımlara erişilebilir. Verilerin güvenli silinmesi için de çok sayıda yazılım mevcuttur. Bu yazılımlar, verinin mantıksal olarak silinmesinden sonra üzerine yeni bir veri yazılmasıyla tamamen silinebileceği tezinden yola çıkarlar ve diski temizledikten sonra üzerini yeni veri ile doldururlar.

Fakat Guttman haklı da olabilir. Ya da şu an kamuoyunca pek bilinmeyen veri kurtarma metotları olabilir. Verinin gizlilik derecesine bağlı olarak fiziksel imha seçeneğinin de değerlendirilmesi gerekir.

Dipnotlar:

1  Niedzviecki H., Dikizleme Günlüğü, Ayrıntı Yayınları
2  Son erişim 20 Kasım 2010, http://www.milliyet.com.tr/kisisel-bilgilerimiz-hurdacilarda-/ekonomi/sondakika/17.11.2010/1315369/default.htm
3 Geri Dönüşüm ya da Çöp  kutusu olarak adladırılan yerlerden de silindiğinde.
4  Son erişim 20 Kasım 2010,  http://www.nber.org/sys-admin/overwritten-data-guttman.html